29

De ki : 'Hak Rabbinizdendir. Öyleyse, dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin.' Kendi nefislerinin arzu ve isteklerine uymak suretiyle, haktan yüz çeviren o gafil kimselere: ”Hak, ancak Rabbiniz tarafındandır. Sizin istekleriniz değil. Çünkü onlar batıl şeylerdir. Veya bana vahiy suretiyle bildirilen şeyler haktır. Rabbiniz tarafındandır. Hak gelince, hastalıklı ve sakat şeyler çekilip gitti. Sadece sizin, kendi hür iradenizle kendiniz için seçip istediğiniz helak ve kurtuluş kaldı. Mutlu kişilerden olmak isteyenler, iman etsinler, mutsuz olmak isteyenler ise, iman etmesinler, inkâr etsinler."

Bu ifadeler, insanı serbest bırakmak için değil, tehdit edip ceza vaadi içindir. Allahu teâlâ'nın burada, onların iman veya küfürde olmalarının, ona ne zarar ne de fayda sağlayamıyacağınt bildirmek istemiştir . Dilerseniz iman edin, dilerseniz inkâr edin! Eğer inkâr ederseniz, biliniz ki Allahü teâlâ  size azap edecektir. Eğer iman ederseniz, yine biliniz ki Allah, size mükâfatınızı verecektir.

Bahr'ul-Ulûm isimli eserde şöyle denir : ”İman etmek isteyen kimse, gücünü ve isteğini imanı kazanma yönüne çevirsin. Bu da. Allahü teâlâ  tarafi ndan gönderilenlerin tümünü birden, gönülden tasdik etmektir. Başka bir şey isteyen de istediğini yapsın. Ben hiç birisine aldırmam."

Burada; kulun iman ya da inkâr etmesinin, kendi dilek ve iradesiyle gerçekleştiğine işaret vardır. İkisi de, Allah'ın yaratması ve kulun işlemesiyle beraberce gerçekleşen fiillerdir. Kulların, hür iradeleriyle işlemiş oldukları diğer fiilleri de böyledir. Namaz, oruç., gibi. Bunların her biri, Allah'ın yaratması ve kulun kazanması ile gerçekleşir. Zorlama ve kudret (cebr ve kader) arasında olan gerçek de budur işte. Böyle olmasaydı, şu aşağıdaki cümlede söylenenle kullar fiillerinden dolayı bir şey hakedemezlerdi.

Şüphesiz Biz, zâlimlere öyle bir ateş hazırladık ki, çadırı onları kuşatmıştır. Kendi hür iradesiyle, iman etmeyip inkârı seçmek suretiyle, kendisine haksızlık edenlere, öyle büyük ve acayip bir ateş hazırladık ki, o ateşin çadırı onları çepeçevre kuşatmıştır. Burada dili geçmiş zaman (mazi) kipi kullanılmış olması, kesinlik ifade eder. Burada bir teşbih yapılarak, onları kuşatan ateş çadıra benzetilmiştir.

Eğer feryad edip yardım isteseler, erimiş maden gibi yüzleri haşlayan bir su ile kendilerine yardım edilir! O ne kötü bir içecektir ve ne kötü bir dayanaktır! İnkâr eden kimselere, su istekleri yerine maden gibi eritilmiş olan bir madde verilecektir. Bu ifade, onları küçümseyip azarlama için kullanılmış bir anlatım tarzıdır. Bu eritilmiş madde kendilerine sunulunca, (ki bu madde yağın aşırı bulanık hali, yani katran gibidir) hararetinden yüzlerinin derisi dökülür. O su, ne kötü bir içecektir. Çünkü, su içmekten gaye, harareti gidermekti. Bu ise, tam tersini yapıyor, yangını çok daha artırıyor. O ateş de, ne fena bir dayanak ve sığınaktır.

Mü'minlerin yapmaları gereken şey; haksızlık ve Allah'a isyan etmekten kaçınmak, istiğfar, pişmanlık duyma, akideye güç kazandırma ve zikirle meşgul olmaktır. Aksi halde, yolculuk çok uzak, ateşin şiddeti ise çok çetin olacaktır. Cehennemin suyu ise, maden eriyiği ve irin, kelepçesi de demir olacaktır. Bir hadiste ifade edildiğine göre: ”Cehenneme gidenlerin en hafif azaba çarptırılacak olanı, ayaklarına ateşten iki pabuç giyip o ateşin verdiği hararetden, beyinleri kaynayanlardır."

Mâlik b. Dinar şöyle anlatır: ”Bir çocuğa raslamıştım. Kendi kendime:

'Ey nefis! Hazret-i Peygamber, büyük küçük herkese selâm verirdi' dedim ve selâm verdim. Çocuk da 'Ve aleyküm selâm ve rahmetullah Ey Mâlik' diye cevap verdi.

Bunun üzerine, 'Nefisle akıl arasındaki fark nedir?' dedim. Onun cevabı şöyle oldu:

'Selâm vermeni engellemeye çalışan nefis, seni selâm vermeye teşvik eden şey ise akıldır.'

Ben: 'Toprakla niçin oynuyorsun?' diye sorunca, çocuktan şu cevabı aldım:

'Ondan yaratıldık ve ona döneceğiz.'

'Bu ağlama ve gülme de neyin nesi?' diye sordum. Çocuk şunu söyledi:

'Rabbimin azabını hatırlayınca ağlıyorum, rahmetini hatırlayınca da gülüyorum.'

'Evlâdım! Sen daha çocuksun. Günahın bile olmaz. Niçin ağlıyorsun ki?' dedim.

Çocuğun cevabı şu oldu : 'Öyle deme! Annemi gördüm, küçük odunlar olmadan, büyükleri tutuşturamıyordu.'

İşte bu çocuğun sözlerinden ibret almamız gerekiyor."

29 ﴿