31

Onlar için altlarından ırmaklar akan Adn Cennetleri vardır. Orada altın bileziklerle bezen irler. Bahsi geçen bu yüce sıfatlara sahip olanlara, Adn Cennetleri vardır. ”Adn" kelimesinin sözlük anlamı, ikamet etmektir. Yani bu yüce sıfatlara sahip kişilere, ikamet edip içerisinde oturacakları cennetler verilecektir. Adn denen yerin, cennette özel bir yer olması da muhtemeldir. Burası, cennetin tam ortası ve en yüce yeri de olabilir. Cennetteki nehirler dört tanedir. Bunlardan şarap, süt, bal ve tatlı su akar. Çünkü, dünyadaki en güzel bahçe, altından nehirler akan bahçelerdir. Bu cennetlerde mü'minler, hanımların süslendikleri güzel takılarla süslenirler. Bu süsler; altın, gümüş ve bunlara benzer mücevherlerdendir. Orada bezenden takılardan birisi de, altın bileziktir. Bilezik kelimesinin nekre olarak gelmesinin sebebi, onun güzelliğinin fazlalığına işarettir.

Bahru'l-Ulûm’da şöyle söylenir: ”Âyette geçen ” esâvir-bilezikler" kelimesinin nekre (belirsiz) olarak gelmesinin amacı, teksir-çoğaltma ve tazim-yüceltmedir. Said b. Cübeyr'den rivayet edildiğine göre, orada her mü'min üç bilezikle süslenecektir. Bu bileziklerin biri altın, biri gümüş ve diğeri de inci ve yakuttandır. Oradaki mü'minler, bu bilezikleri, peş peşe takarlar, yahut da hepsini birden takarlar. Tıpkı, dünyadaki hanımların takmış oldukları gibi."

Orada koltuklara yaslanarak, ince ve kaim ipekten yeşil elbiseler giyerler. Ne güzel sevap ve ne güzel dayanak! Yeşil, renklerin en güzeli, tazesi ve Al Iahu teâlâ tarafından da en çok sevilenidir. Âyette geçen ”sündüs ve ist ehr ak" kelimeleri, kalın ve ince ipekli bir cins elbisedir.

Bilmiş olunuz ki bu dünyalıların giydiği elbise, süs elbisesi ya da örtünme elbisesidir. Allahü teâlâ bir âyette" süslenirler" derken, diğer bir âyette de ”giyinirler" buyurmaktadır. Burada akla şu soru gelebilir.

Neden Allahü teâlâ, süslenme hususunda ”süslenirler" buyurarak, cümlenin öznesini belirtmiyor? Sündüs ve istebrak konusunda ise ”giyinirler" buyurarak, giyinmeyi oradakilere isnat ediyor. Bunun sebebi ne olabilir?

Biz cevaben deriz ki: Burada onların faziletleri vurgulanmış ve kendilerini başkalarının süslediği açıklanmıştır. Giyinme konusunda ise, her kişinin bizzat kendisinin giyineceği açıklanmıştır.

Fakir de şöyle der: Örtünmek için olan elbiseyi herkes bizzat kendisi giyer. Padişah bile olsa kendi elbisesini kendisi giyer. Onun için ”giyinirler" ifadesi kullanılmıştır. Süs için olan elbiseye gelince, bu elbiseyi genel olarak başkaları giydirir ve süslenme amacına yöneliktir. Padişahlarda ve gelinlerde gördüğümüz gibi. Onun içindir ki âyette, bu durum meçhul kipiyle ifade edilmek suretiyle, başkalarına isnat edilmiştir. Bunun sebebi ise, onların üstünlük ve yüceliklerini vurgulamaktır.

Yine âyette ”erîke-koltuk" kelimesi geçmektedir. Erike, gelin odasında bulunan divandır. Fakat tek divana ”erike" denmez. Orada özellikle bir yaslanma olayı gündeme getiriliyor. Bu durum, nimete erişenlerin ve padişahların tahtlanndaki durumudur.

İbni Ata şöyle der : ”Onlar orada, Allah'ın bahçelerinde, rahmet meydanlarında ünsiyet koltuklarına yaslanmış halde bulunurlar. Onlar vuslat (Allah'a varma) bahçelerindedirler."

Adn Cennetinin sevabı ve orasının nimetleri ne güzeldir. Orası itaatin karşılığıdır. Ne güzel sevaptır o! O koltuklar ne güzel yaslanma yerleri ve ne güzel konaklardır.

Biliniz ki burada, cennetin güzelliği ve özelliğinden değil, oraya nasıl hazırlanılacağından bahsediliyor. Salih ameller, oraya hazırlayayıcı sebeplerdendir. Salih ameller de, sırf Allah için olan; oruç, namaz ve bunlara benzer diğer hayır işleridir. İman eden ve amel işleyenler için, imanlarının ve amellerinin salih olma ve güzel olma durumlarına uygun karşılıkları vardır. O ameller içerisinde, sahibim cennete ve oradaki odalara götürecek olanlar vardır. Bunlar, iyi niyyet ve Allah'ın göstermiş olduğu şekilde Allah'a yapılan itaati ar ve bedenî ibadetlerdir. Bu ameller içerisinde öyleleri de vardır ki, onlar da sahibini Allah'a ulaştırır. Bunlar da, kalp ile yapılan amellerdir. Halis bir kalp ile Hakk'ı istemek, samimiyetle tevhide yapışmak ve dünyaya gönül vermemek, Allah'tan başkasından yüz çevirmek, bütünüyle O'na yönelmek ve kuruntulara aldanmamak., gibi. Tabiidir ki, arpa eken buğday biçemez,

Şöyle bir hikâye anlatırlar : Belli kentinde bir adam, hizmetçisini çağırıp, buğday ekmesini emretmiş. Hizmetçi ise arpa ekmiş. Biçme zamanı gelince adam bunu görmüş ve hizmetçiye sebebini sormuş.

Hizmetçi ise : ”Belki buğday olarak biter zannederek, arpa ektim" der.

Adam: ”Be aptal, arpa ekip de buğday biçeni gördün mü hiç?" diye sorar.

Kölenin cevabı çok enteresandır: ”Sen Allah'a isyan ederek O'nun rahmetini nasıl umarsın. Dünyanın, âhiretin tarlası olduğunu bilmiyor musun?" Adam, kölenin bu cevabı üzerine, bütün yaptıklarına tevbe eder ve kölesini hürriyete kavuşturur. Allahu teâlâ'nın, gaflet uykusundan uyandırdığı kimse, O'nu tanır ve O'nun rızasını kazanma yoluna girer.

31 ﴿