35Her nefis ölümü tadacaktır. Nefisten murat, insanın ruhu olan nefs-i natıka'dır. Ölümü de ruhun cesedinden ayrılmasından ibarettir. Yani, ayrılmanın acısını tadacaktır, demektir. Tatmak kelimesini burada bilinen açık anlamıyla anlamak mümkün değildir. Çünkü ölüm, yenen şeylerden değildir ki tadılsın, tadına bakılsın. Aksine tatmak, özel bir idraktir. Bu bakımdan onu idrakin aslından mecaz kılmak mümkündür. Ölüm, hayatın zıddı olarak yaratılmış, vücutla ilgili bir sıfattır. Hazret-i Âişe derki: ”Peygamberimizin vefatından sonra Hazret-i Ebu Bekir, izin isteyerek Rasûlüllahin konulduğu odaya girdi. Mübarek yüzünün üzerindeki örtüyü kaldırarak öptü ve Allah doğru söyledi diyerek: 'Biz senden önce de hiçbir insanı ölümsüz kılmadık. Şimdi sen ölürsün de onlar bakî kalır mı?' âyetini okudu. Daha sonra dışarı çıkarak insanlara bir hutbe irat etti. Hutbesinde dedi ki: ”Kim Muhammed'e tapıyorsa şüphesiz ki Muhammed vefat etmiştir. Ve kim Allah'a tapıyorsa şüphesiz ki Allah diridir, ölmez." Daha sonra şu âyeti okudu: 'Muhammed ancak bir peygamberdir. Kendisinden önce de birçok peygamberler geçmiştir. O, ölür veya öldürülürse tekrar geriye mi döneceksiniz?...' (Âl-i İmran: 144) Sanki Müslümanlar, daha önce bu âyeti hiç okumamışlardı." Biz, sizi bir imtihan olarak kötülük ve iyilikle deneriz. Yani, ey insanlar! Sabır ve şükür eder misiniz; yoksa etmez misiniz diye yoksulluk, acı, zorluk, zenginlik, zevk ve sevinç gibi kötülük ve iyilikle yani musibet ve nimetlerle sizi deneyeceğiz. Bunlar birer mükellefiyet, yükümlülüktür. Yükümlülük şu yönlerden belâ olarak isimlendirilmiştir: Birincisi: Yükümlülüklerin hepsi insana zor ve ağır gelir. Bu yönüyle belâ olmuştur. İkincisi: Yükümlülükler bir takım imtihanlardan ibarettir. Üçüncüsü: Allah, insanları şükretmeleri için bazan sevinilecek şeylerle dener: bazan da üzücü şeylerle imtihan eder ki bu üzücü şeylerle imtihan ile mihnet hâsıl olur. Mihnet yani insanın kendisiyle denendiği, imtihan edildiği her şey, belâdır. Bu, bakımdan mihnet, sabır gerektirir. Mihnet iki belânın en büyüğüdür. Bu bakışla bakarak Hazret-i Ömer der ki: ”Darlıkla imtihan edildik sabrettik. Bollukla da imtihan edildik ama şükretmedik." Bundan dolayı Emir-ü'l-Mü'minîn şöyle der: ”Kim dünyada kendisine mal ve servet verilir de onunla kendisine tuzak hazırlandığını bilmezse o kimse aklanmıştır." Sonunda ancak Bize döndürüleceksiniz. Tek başınıza ve müşterek olarak başkasına değil, sadece Bize döndürüleceksiniz. Başkasına değil. Böylece iyilik ve kötülük olarak yaptığınız şeylerden dolayı sizlere karşılığını vereceğiz. Bu âyet, hem bir vaad, hem ele bir vaîd yani, tehdittir. Ayrıca bunda, dünya hayatından maksadın bu dünyanın bir imtihan yeri, sevap ve cezaya hedef olduğuna işaret vardır. Bil ki, iyilik ve kötülüğün karşılığını vermeye yükümlülük yurdu denilen dünya âlemi yetmez. Bu bakımdan, ikinci bir âlem gereklidir. Bu âleme ise ancak ölümle ve yeniden dirilişle varılır. Bunun için de her insanın ölmesi, sonra da dirilmesi mutlaka şarttır. |
﴾ 35 ﴿