63Hazret-i İbrahim kırmadığı putu göstererek: 'Hayır, onu şu büyükleri yapmıştır. Kendisi büyük olduğu halde, bu küçüklere kendisiyle beraber ibadet edilmesinden öfkelenmiştir. Eğer konuşabilirlerse onu kimin yaptığını haber vermeleri için kendilerine bir sorun!' dedi. Hadis-i Şerifte: ”ibrahim (aleyhisselâm), ancak üç yalan söylemiştir, ikisi Allah'ın zatı hakkında, üçüncüsü de ”ben hastayım" sözüdür. ” buyurulmuştur. Üstü kapalı sözler, şeklen, yalana benzediği için bu kabil sözlere, yalan ismi verilmiştir. Yoksa açık yalan, büyük günahtır. Peygamberlerse bundan masumdurlar. ”Hayır, onu şu büyükleri yapmıştır" âyetinde ise, kötülüğü kendisinden uzaklaştırmaya gücü yetmeyen kimse onu başkasından nasıl uzaklaştı rabilir? Böyle bir şey, nasıl ilâh olabilir? anlamında bir mesaj vardır. Şeyh İzzüddin b. Abdüsselâm şöyle der: ”Söz maksatlara vesiledir. Hem doğru söylemek ile hem de yalanla ulaşılan her güzel maksat için, doğru söylemeyi terk ederek yalan söylemek haramdır. Eğer ona yalnız yalan söylemekle erişilirse -eğer istenen şey mubahsa- bunda yalan söylemek mubah olur. Eğer elde edilmesi istenen şey vacip ise yalan söylemek vacib olur. Kaidesi budur." Denildi ki: ”Babası İbrahim'e bizimle beraber bayramımıza çıksaydın dinimizi beğenmiş olurdun," deyince İbrahim (aleyhisselâm) onlarla beraber çıktı. Giderken bir yerde kendisini yere atarak: ”Ben hastayım," dedi. Yani, kalbim sizin küfrünüz sebebiyle hastadır demek istedi. Bayrama çıktıkları zaman hastalardan başka şehirde kimse bırakmazlardı. İbrahim (aleyhisselâm), putları kırmaya karar verince, bayramdan önce göğe bakarak: ”Yarın hasta olacağımı görüyorum," dedi ve başı bezle sarılı olarak sabahladı. Kavmi bayram yerine çıktı. Ondan başka şehirde kimse kalmamıştı. İşte Hazret-i İbrahim’in üç yalanının biri bu idi. Diğeri, putlarını kıranın büyük put olduğunu söylemesidir. İbrahim (aleyhisselâm)’in üç yalanından biri de zevcesi Sâre hakkındadır. Şöyle ki, karısıyla beraber Ürdün'e geldikleri zaman orada gaddar bir kral vardı. Sâre de insanların en güzeliydi. İbrahim (aleyhisselâm), ona dedi ki: ”Bu gaddar kral, senin benim karım olduğunu bilirse, seni elimden alır, onun için krala İslâm'da kardeşim olduğunu kastederek, benim kardeşim olduğunu söyle. Çünkü yer yüzünde senden ve benden başka Müslüman olduğunu bilmiyorum." Kralın toprağına girdikleri zaman onun adamlarından biri Sâre'yi görünce krala dedi ki: ”Senin memleketine öyle bir kadın geldi ki, senden başkasına yakışmaz." Bunun üzerine adam göndererek Sâre'yi getirtti. Bu arada İbrahim (aleyhisselâm), karısını Allah'ın koruması için namaza ve duaya başladı. Sâre, yanına girince kralın hoşuna gitti. Çok beğenmişti, ona elini uzattı, ama Yüce Allah, elini kuruluverdi. Sâre'ye: ”Allah'a duâ et de elimi salıversin. Sana zarar vermeyeceğim," dedi. Sâre duâ etti, eli iyileşti. Fakat sözünde durmayıp elini yine Sâre'ye uzattı ve Allahü teâlâ yine elini kurutu verdi. Bu durum, birkaç kez takrarlandı. Sonunda Sâre'yi getiren adamı çağırarak: ”Bunu al! Benim memleketimden çıkar," dedi ve Sâre'ye Hâcer’i hediye etti. Hâcer son derece güzel bir cariye idi. Bunu Sâre, İbrahim (aleyhisselâm)'e hediye etti. Hacer de ondan İsmail (aleyhisselâm)’i doğurdu. |
﴾ 63 ﴿