83

Eyyûb'u da an. O: Eyyûb'un kıssasını da hatırla. Hazret-i Eyyûb'un nesebi Ravm b. Ays yoluyla Hazret-i İbrahim (aleyhisselâm)'e varır. Ravm, Ays'ın oğlu, Ays da Hazret-i İbrahim (aleyhisselâm)’in oğludur.

Rivayet edilir ki: Allahü teâlâ  onu Harran ehline göndermişti. Harran, Şam havalisinde bir şehrin adıdır. Hazret-i Eyyûb (aleyhisselâm)'un ehli ve malı çoğalmış, daha sonra da hastalanmış ve sekiz sene hasta olarak kalmıştı. Bir gün kendisine kan sı: ”Allah'a duâ etseydin de şifa verseydi," dedi. O da: ”Bolluk ve rahatlık kaç sene sürdü?" dedi. Karısı: ”Seksen sene" diye cevap verdi. O da dedi ki: ”Bu hastalığın süresi sıhhat ve rahatlık süresine ulaşmadığı için Allah'tan şifa istemeye utanırım."

'Bana bu dert geldi. Sen, merhametlilerin en merhametlisisin,' diye Rabbine duâ etmişti. Hastalık ve zayıflık gibi insanın bedeniyle ilgili zararlara ”ed-durru" denir, ”ed-darru" ise diğer her türlü zarara şamildir. Hazret-i Eyyûb (aleyhisselâm) burada, Cenâb-ı Hakka çaresizliğini ve ihtiyacını bildirdi. İstemede saygıyı ve hitapta da edebi koruma bakımından doğrudan: ”Bana acı, merhamet et," demedi. Çünkü kendilerinden sıkıntının kaldırılması hakkında, peygamberlerin Allah'tan isteklerinin en çoğu, kinaye ve tevriye yoluyla olmuştur. Nitekim şair şöyle der:

Gönülde bir çok dilekler, sende de fetanet var.

O dilekler yanında benim sükutum, bir bildiri ve bir hitaptır.

Eğer denirse ki: Zekeriyya (aleyhisselâm), duasında: ”...Bana tarafından bir velî (oğul) ihsan eyle." (Meryem: 5) diye açıkça istemedi mi? Deriz ki: ”Bu, bağış isteğidir. Bunda istenenin kapalı bir şekilde olması uygun olmaz. Öteki ise, sıkıntıyı gidermektir. Dolayısıyla şikâyetle karıştırılmaması için isteklerde, kinaye ve tevriye uygun düşer.

Rivayet edilir ki, yaşlı bir kadın Abdülmelik b. Süleyman'a gelerek: ”Ey mü'minlerin em iri! Evimin fareleri değnek ve bastonların üzerinde yürümeye başladı," dedi. Kadın kibarca, fakirliğinden şikayet ediyordu. Süleyman'ın hoşuna gitti ve: ”İstediğini kibarca arzettin. Muhakkak onları kaplanların sıçrayışı gibi sıçrar hale getireceğim" diyerek evini taneyle doldurdu.

Hazret-i Eyyûb'un bu sözü, bir duadır, yalvarıştır ve çaresizliğini arz ediştir. Yoksa izdi rap halinde olduğu gibi herhangi bir sabırsızlık ve şikâyet değildir. Bunun içindir ki, cevabı, bir sonraki âyette ”Biz de onun duasını kabul ettik" şeklinde gelmiş ve Cenabı Hak, kendisi hakkında: ”Doğrusu Biz, onu sabırlı bulduk, O, ne güzel kuldu." (Sâd: 44) buyurmuştur. Bu isteğinin şikâyet anlamına geldiği düşünelecek olursa, o takdirde sıkıntıdan yalnız, Allah'a şikâyette bulunmuş olur, başkasına değil. Bu da, onun mükemmel sabrına aykırı düşmez. Nitekim Hazret-i Yakub (aleyhisselâm) da: ”Ben gam ve kederimi ancak Allah'a şikâyet ederim..." (Yusuf: 86) demiştir.

Sadık olan arif, marifetinde gerçeğe ulaşmışsa onun şikâyeti, neşe ve sevincin gerçeğidir. Duası, münacatını gerçekleştirmektir: gam ve kederi de iftihar ve öğünmektir.

83 ﴿