40Onlar, sadece 'Rabbimiz Allah'tır' dedikleri için haksız yere yurtlarından Mekke-i Mükerreme'den sebepsiz yere çıkarılan kimselerdir. Ortada tevhid inancından başka bir neden yoktur. Oysa bu, yurtlarından çıkarılma yerine yerleşmeyi ve yurt edinmeyi gerektiren bir durumdur. Nitekim Nabiğa bir beytinde şöyle der: Onların, orduların karşılaşmasından dolayı Kılınçlarının kütleşmesinden başka hiçbir kusurları yok. Eğer Allah, her dönem ve çağda mü'minlerin kâfirlere karşı hakimiyet sağlaması yoluyla bir kısım insanlara diğer bir kısmıyla engel olmasaydı, müşriklerin istilâsı ile kesinlikle manastırlar, kiliseler, manastır. Hristiyan rahiplerinin ibâdet için uzlete çekildikleri, yerleşim birimlerinin uzağmdaki ibadethaneler; kilise ise, yine Hristi yani arın meskûn mahallerdeki ibâdetleri için olan ibadethaneleridir, havralar ve Allah'ın adının bolca anıldığı camiler yıkılır giderdi. Bu âyetle camiler daha sonra zikredilmiştir. Çünkü manastırların, kiliseler ve havraların tarihi daha eskidir. Camilerin, her vakit Allah'ın çok fazla anıldığı yerler olarak nitelendirilmesinin amacı ise, gerek camilerin ve gerekse camilere bağlı olan kişilerin üstünlüğünü göstermektir. Bu nitelik, aynı zamanda söz konusu dört mabedin de niteliği de olabilir. Çünkü manastırlarda, kiliseler ve havralarda Allah'ın anılması, onlara bağlı cemaatlerin dinî prensiplerinin hükmü kalkmadan önce geçerli sayılıyordu. Allah, kendisine, yani dostlarına, ya da dinine yardım edenlere mutlak surette yardım eder. Nitekim Allah, vaadini yerine getirerek muhacir ve ens arı, gerek Arap liderlerine ve gerekse İran Kisralarına ve Rum Kayserlerine karşı üstün getirmiş, yerlerini ve yurtlarını onlara miras bırakmıştır. Hiç şüphesiz Allah, güçlüdür, dilediği her şeye gücü yeter ve galiptir, O'na kimse engel olamaz ve kendisine karşı koyamaz. Eğer: ”Allah güçlü ve galip olmasına ve yardım etmeyi vaadetmesine rağmen, Müslümanların bazı savaşlarda yenilmelerinin sebebi nedir?" diye sorulacak olursa, cevap olarak şöyle derim: ”Gerçekten ilâhi yadım ve galibiyet, şerefli bir mertebedir. Bu mertebe, kâfirlere yakışmaz. Fakat Yüce Allah, bazan kâfirlerin sıkıntısını artırır, bazan da mü'minlerin. Eğer, sürekli kâfirlerin sıkıntısını artırsaydı, o takdirde bütün açıklığıyla imanın hak; onun dışındaki şeylerin bâtıl olduğu ortaya çıkardı. Bu sebeple Allah, sıkıntıyı bazan Müslümanlara, bazan da kâfirlere musallat eder. Böyle bir ortamda, şüpheler eksik olmaz. Ayrıca, mü'minin bazı günahları işlemesi de muhtemeldir. Bu durumda, çekilen sıkıntılar, günahlarına kefaret olur. Kâfirin çektiği sıkıntılar ise, tıpkı veba gibi, Allah'ın öfkesinin sonucudur. Şu halde sıkıntı, mü'minler için rahmet, kâfirler için azaptır. Âmir, Haccâe'ın idam ettiği bir adamı görünce: ”Rabbim! Zâlimleri hemen hesaba çekmemen, mazlumlara daha çok zarar vermektedir," demiş, rüyasında, kıyametin koptuğunu ve kendisinin cennete girdiğini, daha önce asılan kişiyi orada en üst makamlarda görmüş. Bu arada, birden bire biri şöyle seslenmiş: ”Zalimlerin cezasını geciktirmem, mazlumları cennette en üst makamlara soktu." |
﴾ 40 ﴿