14Sonra, beyaz renkteki spermi, kırmızı renkte bir aleka, yani kan pıhtısı, rahme asılan (döllenmiş yumurta) yaptık... Râgıb el-Isfahanî şöyle demiştir: ”Alak, pıhtılaşmış kandır. Çocuk, işte bu pıhtılaşmış kandan meydana gelir. Alekayı müdğaya çevirdik... Mudğa, bir çiğnemlik et parçasıdır. Yani, Biz o alakayı bir çiğnemlik et parçası biçimine döndürdük. Müdğayı da, çoğunu ve büyük bir kısmını, hikmet gereği olarak özel şekil ve konumlarda sertleştirmek ve bedene iskelet yapmak üzere, kemiklere döndürdük, sonrada müdğadan geri kalanla, kemikleri etle kapladık; yani kemikleri, uygun miktar ve şekillerde damarlar, sinirler, kıkırdaklar ve kaslarla doldurmak üzere, gereği kadar etle kapladık. Sonunda onu, ruh üfleyerek, başka bir yaratık olarak meydana getirdik. Buradaki ”meydana getirmek" anlamındaki ”inşâ", bir şeyi yoktan var etmek ve onu eğitmektir. Genel olarak bu kelime canlı varlık için kullanılır. Gerçekten Allahu teâlâ insanı, molekülleri aynı olan meniden et, kemik, kan, deri ve saç gibi farklı özellik ve nitelikte pek çok şeyleri kademeli olarak yaratmış; sonra bunlardan oluşan organlardan herbirine olağanüstü bir yapı kazandırarak işitme, görme, dokunma, yürüme, tad ve koku alma gibi fevkalâde ve ayrı görevler vermiştir. Bu durum, Yüce Allah'ın ilâhlığını ve kudretinin kemal derecesinde olduğunu ortaya koymada en belirgin bir durumdur. Yaratanların, takdir edenlerin ve suret verenlerin en güzeli olan Allah pek uludur. Çünkü tasvir eden kişi, bir şeyi tasvir ederken ona bir canlı varlığın şekil ve suretini vermeye çalışır. Fakat o, tasvirde ve şekil vermede Yaratan'ın seviyesine asla ulaşamaz. Çünkü şekillendirmeye çalıştığı şeye ruh üflemeye asla gücü yetmez. |
﴾ 14 ﴿