35Allah, göklerin ve yerin nurudur. İmam-Gazali şöyle demiştir: ”Nur, bütün açıklığıyla ortaya çıkan şey demektir. Çünkü, kendi başına açığa çıkan şey kendi dışındaki şeyleri de açığa çıkarırki buna ”nûr" adı verilir. Allah, göklerin ve yerin nurudur. Güneşin her ışık zerresi, ışık veren güneşin varlığını ortaya koyduğu gibi, göklerin ve yerin yapısında bulunan her zerre de onları meydana getiren bir varlığın bulunması zaruretini ortaya koymaktır." Gazalinin bu sözleri, ”Te'vilât" isimli tefsirde bulunan konuyla ilgili sözlere uymaktadır. Nitekim Matürîdî bu tefsirinde şöyle demiştir: ”Allah, göklerin ve yerin nurudur. Yani onları, yoktan varlık âlemine çıkaran O'dur. Çünkü nurun lügat manası ”ışık" demektir. Buna göre nûr, eşyayı ortaya çıkarır ve gözler önüne serer." Âyet-i kerimede teşbih-i beliğ sanatı vardır. Yani, gökleri ve yeri var eden Allah, onları ortaya koymasında tıpkı nûr gibidir. Var olmak, aslında yokluktan varlık âlemine intikal etmek, ortaya çıkmaktır. Fakir (müellif) de bu konuda şu hususu dile getirmiştir: ”Bu ifadenin teşbih-i beliğ olarak tanımlanmasına gerek yoktur. Çünkü nûr, Esmâ-i Hüsna'dandır. Bu sebeple nuru Allah'a atfetmek, mecazî anlamda değil, gerçek anlamdadır. Buna göre âyetteki nûr, nûrlandıran anlamındadır. Allah, varlığının nurları ile henüz hayat bulmamış olan unsurları lütfü sayesinde ortaya çıkarmaktadır. Nitekim Hazret-i Peygamber şöyle buyurmuştur: 'Allah, mahlukatı karanlıkta yaratmış, sonra üzerlerine nurundan serpmiştir." Nûr, dört kısma ayrılır: a) Güneş vs. ışığı gibi eşyayı gözler önüne seren nurdur. Bu nûr, karanlıktaki gizli şeyleri ortaya çıkarır. b) Göz nuru. Bu nûr eşyayı gözlere gösterir, fakat o eşyayı göremez. Bu nur, birincisinden daha üstündür. c) Aklın nûru. Bu nûr da, idrak edilen gizli şeyleri karanlık ortamda gözler önüne serer. Onları hem idrak eder, hem de görür. d) Allah'ın nuru. Bu nûr ise, yokluk alemindeki soyut ve gizli şeyleri gözlere ve kalb gözüne gösterir. Aynı zamanda bu nûr, eşyayı varlık âleminde gördüğü gibi yokluk âleminde de görür. Şu halde, ”Allah, göklerin ve yerin nurudur" elemek, onları sonsuz kudretiyle yokluktan var eden ve ortaya çıkaran demektir. Şiirde de ifade edilmiş olduğu gibi: Her şeyde, O'nun tek olduğunu gösteren bir işaret vardır. Müfessirlerin Sultanı İbn Abbas (radıyallahü anh) bu âyetle ilgili olarak şöyle demiştir: ”Göklerin ve yerin nuru demek, göklerde ve yerde bulunanları doğru yola ileten demektir." İnsanlar, Allah'ın nuruyla doğru yola giriyorlar ve O'nun yol göstermesiyle sapıklık taşkınlığından kurtuluyorlar. Çünkü onlar, Allah'ın başarılı kılmasıyla hidayet nuruna ermişlerdir. Bu sebeple nurun hidayetle ve hidayetin de nurla ifade edilmesi caizdir. Nitekim nûr, hidayetten ve hidayet de nurdan kaynaklanmaktadır. Allahü teâlâ şöyle buyurmuştur: ”Onlar yıldızlarla da yollarını doğrulturlar." (Nahl: 16) Onun için gerek Kur'an ve gerekse Tevrat, hidayet kaynağı anlamında ”nûr" diye adlandırılmıştır. O'nun nûrıı, Yüce Allah'ın aydınlanan eşyaya akan nuru, içinde lâmba bulunan duvardaki penccresiz bir kandil yuvası gibidir. Buradaki temsilden maksat, hayret veren nitelik yani, nurunun nitelik ve özelliği demektir. O lâmba bir billur içindedir. Lâmbanın bir billur içine ve billurun da penccresiz bir oyuğa konması daha fazla ışık elde etmek içindir. Çünkü mekân daraldıkça ışık da o oranda artar, geniş mekânda ise ışık dağılır. O billur da sanki inciye benzer parlak ve ışık saçan bir yıldız gibidir ki, doğuya da, batıya da nisbet edilemeyen mübarek, faydası çok bir zeytin ağacından çıkan yağdan tutuşturulur. Diğer ağaçlar arasından, özellikle zeytin ağacı seçilmiştir. Çünkü zeytinden elde edilen yağ, hem kaliteli ve hem de daha fazla ışık verir. Bu yağ, aynı zamanda katık olarak da kullanılır. Zeytin ağacı, sadece güneşin doğduğu anda güneş alan bu sebeple de doğuya özgü bir ağaç olmadığı gibi, sadece güneşin batmasına yakın güneş alan ve bu sebeple de batıya atfedilen bir ağaç değildir. Aksine o ağaç, gün boyunca güneş alan bir ağaçtır. Bu yüzden, meyvesi daha olgun ve yağı daha kalitelidir. Yağı, neredeyse kendisine ateş değmese bile ışık verir. Yani, ona hiç ateş dokunmadan, kendi kendine mekânı nerdeyse aydınlatacak durumdadır. Nûr üstüne nurdur. Yani, hayret verici durumu örnekle ifade edilen bu nûr, kat kat nurdur. Çünkü lâmbanın ışığı, aydınlatma esnasında yağın saflığını ve billurun parlaklığını artırmış ve yuvanın oluşu da ışınları dağılmamıştır. Allah, dilediğini nuruna kavuşturur. Yani Allah, bu yüce nûrıı sayesinde kullarından dilediğini, bu örnekte bulunan icaz delillerini ve imanı gerektiren diğer hususları anlamaya muvaffak kılmak suretiyle doğru yola iletir. Allah insanlara (işte böyle) örnekler verir. O misâlleri zihinlere yaklaştırmak ve anlamayı kolaylaştırmak için açıklamaktadır. Allah her şeyi misâl vermeyi, gizli ve açık hakikatleri bilir. |
﴾ 35 ﴿