37Bir takım insanlar ki, ne ticaret, ne de alışveriş son derece kazançlı da olsa, onları Allah'ı tesbih ve övgüyle anmaktan, namazı geciktirmeden vaktinde dosdoğru kılmaktan ve zekât vermekten alıkoymaz. Burada geçen ”ticaret"! yapan, alış verişle uğraşan kişiye ”tacir" denir. Yani bu kimseleri, hiçbir ticaret Allah'ı anmaktan alıkoymaz. Zekât da, çıkarılıp hak edenlere verilmesi farz olan maldır. İbnu'ş-Şeyh şöyle demiştir: ”Namazı dosdoğru kılmak, onu dinin ön gördüğü şekilde farzlarına, sünnetlerine ve adabına uygun olarak eda etmektir. Kim, bu esaslardan birine karşı gevşek davranarak bunları yerine getirmezse, namazı dosdoğru kılmamış olur." Onlar, kalblerin ve gözlerin allak bullak olacağı bir günden, yani kıyamet gününden korkarlar. Burada ”korkmak" anlamını verdiğimiz ”havf, beklenen veya bilinen işaretlerle, hoş olmayan bir şeyin tahakkuk etmesidir. Bunun karşıtı ise güvendir. Âyette geçen ”tekallüb" bir halden diğer hale değişmektir. Yani o gün, kalb ve gözler korku ve dehşetten dolayı allak bullak olur ve yer değiştirirler. |
﴾ 37 ﴿