61

A'maya güçlük, günah ve vebal

yoktur; topala ayağına bir şey olup topallayarak yürüyene

güçlük yoktur; hastaya da güçlük yoktur.

Bu âyetle ilgili olarak müfessirler şöyle demişlerdir: ”Söz konusu bu özürlü grup, sağlıklı ve özürsüz kişilerle yemek yemekten sıkılıyorlardı. Çünkü özürlü kişiler, kendilerinden tiksinti duyulacağından endişe ederek, hareketleriyle özürsüz kişilere eziyet etmekten korkuyorlardı. İşte bu âyet, bunun üzerine inmiştir."

Sizin için de, gerek kendi evlerinizden, gerek babalarınızın evlerinden, annelerinizin evlerinden, erkek kardeşlerinizin evlerinden, kız kardeşlerinizin evlerinden, amcalarınızın evlerinden, halalarınızın evlerinden, dayılarınızın evlerinden, teyzelerinizin evlerinden veya anahtarlarını üzerinizde bulundurduğunuz yerlerden, yahut dostlarınızın evlerinden yemenizde, siz ve beraberinizde bulunanların yemesinde

bir sakınca yoktur.

Âyet-i kerimedeki ”Evlerinizden yemenizde" ifadesinden, ”ikamet ettiğiniz ve içinde yiyeceğinizin bulunduğu evlerden yemenizden" şeklinde anlaşılmamalıdır. Bunun anlamı, ”Eşlerinizin, çocuklarınızın ve kölelerinizin evlerinden yemenizde" demektir. Çünkü hanımın evi, kendi evi gibidir. Çocukların evi de böyledir. Nitekim hadis-i şerifte şöyle buyrulmuştur: ”Kişinin yediği en güzel ve en iyi şey kazancından yediği şeydir. Çocuğunun kazancı da kendi kazancı gibidir. ”

Öte yandan, ”Anahtarlarını üzerinizde bulundurduğunuz yerlerden..." demek ”Ev sahiplerinin izniyle tasarruf imkânına sahip olduğunuz evlerden..." demektir. Tıpkı sağlıklı kişinin savaşa çıkarkan evinin anahtarlarını zayıf bir kişiye teslim edip evinde bırakması gibi.

"Dostlar" diye tercüme ettiğimiz ”sadîk" kelimesi sevgi ve muhabbetiyle insana yönelen kişi, dost demektir. Ne güzel ifade edilmiştir! ”Dost, senin her söylediğini doğrulayan değil, sana doğruyu söyleyendir."“Dostlarınızın evlerinden..." demek, ”aranızda neseb yakınlığı bulunmasa bile, dostlarınızın evlerinden..." demektir.

Rivayete göre Hasan-ı Basrî, bir gün evine girmiş ve içeride dostlarından bir gurubun, sedirinin altında bulunan yiyeceğinden alıp yerken görmüştür. Buna oldukça sevinen Hasan-ı Basrî, Bedir Savaşına katılanları kastederek, ”Onları da bu şekilde buldum" demiştir.

Yine bu konuda müfessirler şu hususu dile getirmişlerdir: ”Yemek yeme, açıkça verilen izinle veya yakınlık, dostluk gibi bir bağ ile ev sahibinin hoşnutluğu bilindiği zaman olur."

Âyet-i kerimede belirtilen grup, aralarında alışılagelmiş sıkı ilişkiden dolayı dile getirilmiştir. Yani, onlar evlerinde bulunmasalar bile, azık ve yiyecek alıp götürmeyeceğinizi bilirlerse evlerine girip yemeklerinden yemenizde size bir sakınca yoktur.

Toplu halde veya ayrı ayrı yemenizde de bir güçlük ve günah yoktur. Âyette geçen ”eştât" kelimesi, ”ayrı" anlamına gelen ”şet" kelimesinin çoğuludur. Âyetin bu bölümü, Kinâne'den bir kabile hakkında inmiştir. Nitekim o kabile halkı, ayrı ayrı yemekten sıkılıyordu. Hatta onlardan biri, birlikte yemek yiyeceği birini buluncaya kadar gün boyunca yemek yemeden bekler, bulamadığı takdirde akşamleyin yalnız başına yerdi. İşte bu âyet, yalnız başına yemek yemeye ruhsat vermektedir.

Evlere, belirtilen evlere yemek veya başka bir maksat için

girdiğiniz zaman... Bu bölümde, evlere girmeye izin verildikten sonra girmenin adabının açıklanmasına geçilmiştir.

Allah tarafından, O'nun emriyle katından hüküm verilmiş, fazlasıyla hayır ve sevaba vesile olan

bereket, işitenin gönlünün hoşlanacağı

ve pek güzel bir yaşama dileği olarak kendinize, kendiniz gibi saydığınız ev halkına

selâm verin. İşte Allah, bu açıklamayı yaptığı gibi

düşünüp anlayasımz, ilâhî prensipleri, hükümleri ve ahlâk kurallarını anlayıp dünya ve âhiret saadetine kavuşmanız için gerekeni yerine getiresiniz

diye, kurallarını belirten

âyetlerini böyle açıklar.

61 ﴿