50

Yemin olun bunu, yani bu sözü, gerek Kuranda ve gerekse diğer semavî kitaplarda,

insanların öğüt almaları sonsuz ilâhi kudreti tanımaları ve Allah'a hakkıyla şükretmeleri

için aralarında önceki ve sonraki dönem insanlarına

çeşit çeşit şekillerde anlatmışızdır. Ama insanların çoğu nankörlük edip diretmiştir. Tezekkür, öğüt almak, düşünmek; ibâ, direnmek ve küfür de, nimete nankörlük etmek ve ona önem vermektir. Halbuki nimetin hakkı, o nimeti düşünmek ve onu yaratanın varlığına, gücüne ve lütfuna delil göstermektir.

Müfcssirlerin çoğu âyetteki ”bunu" diye ifade edilen ” sarrafnâhû"daki zamirin, daha önceki âyette geçen yağmur yerine kullanıldığını ileri sürmüşlerdir. Buna göre âyetin anlamı şöyledir: ”Biz, yağmuru bazı bölgelere ve yerlere zaman zaman yağdırmak suretiyle aralarında dağıtmışızdır. Fakat insanların çoğu nimete nankörlük ederek ve Allah'ı inkâr ederek direnip durmuşlardır." Nitekim onlar, müneccimlerin söylediği gibi, ”şu veya bu yıldızın kaymasıyla yağmura kavuştuk," diyorlardı.

Zeyd b. Halid el-Cuhenî (radıyallahü anh) şöyle demiştir: ”Rasûlüllah (sallalahü aleyhi ve sellem) Hudeybiye'de, geceleyin yağan yağmurun ardından sabah namazını kıldı ve namaz bittikten sonra insanlara yönelerek şöyle buyurdu: ”Rabbinizin ne buyurduğunu biliyor musunuz? Onlar: ”Allah ve Rasûlü en iyi bilir." dediler. Hazret-i Peygamber: ”Allah şöyle buyurdu: ”Kullarımdan bana inanarak ve inanmayarak sabaha çıkanlar vardır. 'Allah'ın lütfü ve O'nun rahmetiyle yağmura kavuştuk.' diyen bana inanmış ve yıldızları inkâr etmiştir. Fakat, 'Şu veya bu yıldızın kaymasıyla yağmura kavuştuk' diyen de beni inkâr etmiş ve yıldızlara tapınıştır."

50 ﴿