60

Onlara, bu müşriklere:

'Rahman'a rahmetiyle varlıkları yoktan varedene

secde edin.' Namaz kılın

dendiği zaman: Burada namaz, secde ile ifade edilmiştir. Çünkü secde, namazın en büyük rükünlerinden biridir.

'Rahman da neymiş? Kimmiş?

Senin bize emrettiğine secde edilecek şeyin mahiyetini bilmeden

secde eder miyiz hiç!' derler. Yani secde etmemizi emrettiğin Rahmana secde etmeyiz

ve bu emir, Rahmana secde emri

onların imandan

nefretini artırır. ”Nufûr", uzaklaşmak, nefret etmek demektir. Âyet-i kerimenin bir benzeri de şu âyet-i kerimedir: ”Davetim, ancak kaçmalarını arttırır." (Nûh: 6)

Süfyan es-Sevrî (Allah ona rahmet etsin) bu âyeti okuduğu zaman, başını göğe kaldırarak şöyle duâ edermiş: ”Allah'ım! Düşmanlarının nefretini arttırdıkça benim bağlılığımı arttır!"

Tilâvet secdesinde tekbir getirmek sünnettir. Secdeyi, okuma anında değil de daha sonra yapmak. Ebû Yusuf un ifadesine göre, kaza hükmüne geçer. Tahavî de bunu yani tilâvet secdesini geciktirmenin mekruh olduğunu kaydetmiştir ki, tercih edilen görüş de budur.

Allahü teâlânın: ”Rahmana secde edin" sözü, Allah'tan başkasına secde edilmediğini vurgulamaktadır.

Nitekim İmam Serahsî şöyle demiştir: ”Allah'tan başka birine tazim göstermek niyetiyle secde etmek küfür, âlimlerin huzurunda toprağı öpmek haram ve devlet başkanına veya başka birine eğilmek ise mekruhtur. Çünkü tokalaşmadan sonra kendi elini öpmek mecusılerin âdeti olduğu gibi, eğilmek de Yahudilerin âdetidir."

Öte yandan müctehidler, lütfedilen nimetlerden dolayı yapılan şükür secdesi konusunda farklı görüşler ortaya koymuşlardır. İmam Ebû Yusuf ve İmam Rasûlüm Muhammed bu secdenin ibadet sayıldığını ileri sürmüşlerdir. İmam Şafiî ve Ahmed b. Hanbel de şükür secdesinin sünnet olduğunu söylemişlerdir. Onlara göre bu secdenin hükmü, tıpkı tilâvet secdesinin hükmü gibidir ve fakat namaz esnasında yapılmaz. Tahavî'nin kaydettiğine göre İmam Ebû Hanife, şükür secdesi için: ”Bir sakıncası yoktur." demiştir.

Diğer taraftan Ebû Bekir er-Râzî şükür secdesi için, vacip değil, sünnet değil; aksine mubahtır, bid'at değildir. Fakat İmam Rasûlüm Muhammed ise bu secdeyi mekruh görmüştür. er-Râzî sözüne devamla şöyle demiştir: ”Ancak biz onu, nimetlere kavuşmak veya bir kötülüğü uzaklaştırmaktan dolayı duyulan sevince karşılık müstehap sayarız."

Konu ile ilgili olarak İmam Şafiî şöyle demiştir: ”Kişi, kıbleye yönelerek tekbir alır ve secdeye varır. Secdede Allahü teâlâ'ya hanıdeder, O'na şükreder ve sübhânellah der; sonra tekbir getirerek başını kaldırır. Sebepsiz şükür secdesi yapmak, ibadet sayılmazsa da mekruh olmaz. Ancak, namazın sonunda yapılan secde ise mekruhtur. Çünkü cahil kimseler, o secdenin sünnet veya farz olduğunu sanırlar. Bu şekil bir anlayışa iten her mubah şey mekruhtur."

Hülasa, fetva şöyledir: Şükür secdesi caizdir, hatta müstehaptır. Bu secde, vacip değilse de mekruh da değildir. Nitekim Şerhn'l-Münye isimli eserde de böyle geçmektedir.

60 ﴿