72Onlar, yalan yere şahitlik etmezler. ”Zûr" yalan sözdür. Başka bir ifade ile zûr, aslı olmayan bir şeyi gerçekmiş gibi göstermek üzere yaldızlı ifadede bulunmaktır. Mezhep imamları, yalancı şahidin cezalandırılması konusunda farklı görüşler ileriye sürmüşlerdir. Nitekim İmam Malik, ”Yalancı şahit camilerde, çarşılarda ve diğer umumî yerlerde teşhir edilir" demiştir. Ahmed b. Hanbel de o kişi için, ”Teşhir edilebilecek yerlerde dolaştırılır ve: 'Bu adam yalancı şahitlik etmiştir, bundan sakının' denir." demiştir. Hazret-i Ömer ise, ”Yalancı şahide kırk sopa atılır; yüzü karalanır ve pazarlarda dolaştırılır" demiştir. Diğer taraftan bazı kimseler oyun, eğlence, yalan, ağıt ve kötü anlamlı şarkılarda yalancı şahitliği gibi sayılır, demişlerdir. Rivayete göre Rasûlüm Muhammed İbnü'l-Münkedir şöyle demiştir: ”Allahü teâlâ'nın kıyamet günü şöyle buyuracağı bana iletildi: 'Kendilerini ve kulaklarını boş söz ve şeytanın çalgılarından uzak tutanlar nerede? Onları, misk kokulu bahçelere koyun.' Sonra meleklere şöyle buyurur: 'Kullarıma, hamdedilmemi, övülmemi ve tazim edilmemi dinlettirin ve onlara, hiçbir korkulan olmadığını ve üzülmeyeceklerini bildirin." Oruçlunun, dilini yalandan, gıybetten, gereksiz sözlerden, sövmekten, koğuculuktan, şakadan, haksız olarak övmekten müzik ve şiirden uzak tutması orucun sünnetlerinden sayılmıştır. Müzikten maksat, kalpte şeytanın arzuladığı şehvet ve sadece varlık sevgisini harekete geçirmekten ibaret bâtıl sayılan sözleri terennüm etmektir. Fakat eğlence söz konusu olmadan Allah'a iştiyakı harekete geçiren sözleri terennüm etmek ise ”ihya" isimli eserde olduğu gibi tasvip edilen müzik addedilmiştir. Öte yandan. Kur'an'ı makamla okuma hususunda değişik görüşler ileri sürülmüş, İmam Malik, Şafiî ve Ahmed b. Hanbel, Kur’an okunurken duyulan huşu ve manayı anlamaya engel olduğu için bunu mekruh saymışlardır. Bu görüş ışığında Kâdıhân isimli eserde şöyle denmiştir: ”Teravih namazında değişik usul ve makamlarla okuyanlar değil, iyi okuyanlar öne geçmelidir. Çünkü İmanı güzel sesli olunca, onun sesi huşu duymaya düşünmeye ve tefekkür etmeye engel olur." Ebû Hanife ve Seleften bir grup ise, bazı hadisleri dikkate alarak makamla Kur’an okumayı mubah saymışlardır. Çünkü makamla okuma, Fethu'l-Karıb'de ifade edildiği gibi haz duymaya ve Allah korkusunu harekete geçirmeye sebep olur. Usûlü'l-Hadisim şöyle denmiştir: ”Mulıaddis, hadis dersi için oturunca önce güzel sesli bir okuyucunun biraz Kur'an okumasından sonra derse başlar." Şu halde itidal sınırım aşmamak kaydı ile okurken sesi güzelleştirmek ve makam yapmak müstehap, fakat şarkıcıların yaptığı gibi uzatıp durmak ve nameler yapmak ise haramdır. Faydasız bir şeye rastladıklarında vakar ile (oradan) geçip giderler. ”Lağv", faydasız, alıp atılması ve terkedilmesi gereken şeydir. Aynı zamanda lağv, günah ve anlamsız her sözü ve işi kapsamaktadır. ”Kiram" ise vakar, onurlu demek olan kerîm kelimesinin çoğuludur. Biri, kendini lekeleyen bir davranıştan, sözden uzaklaştığı zaman ”tekerreme fülânün" denilir. Buna göre âyetin anlamı şöyledir: ”Boş şeye aldırış etmeksizin ondan yüzçevirirler." Rezilliklerden uzak durmak, günahlara yaklaşmamak ve açıkça ifade edilmesi müstehcen sayılan sözleri kinaye yoluyla dile getirmek, âyet-i kerime’de ima edilen kişilerin niteliklerinden sayılmıştır. Gerçekten o müminler, cinsî ilişkiyi ve avret yerlerini dile getirmek istedikleri zaman kinaye yoluyla maksatlarım ifade ederlerdi. Nitekim âyet-i kerime’deki ”kerem" kelimesi, aynı zamanda kinaye ve dolaylı anlatımı ihtiva etmektedir. Şu âyet de bu hususu vurgulamaktadır: ”...Her ikisi de yemek yerlerdi..." (Mâide: 75) Buradaki yemek yeme, su dökünme ve büyük abdest bozmadan kinayedir. Diğer taraftan Allahü teâlâ Kur'an-ı Kerim'de kinaye ile cinsî ilişkiyi, örtmek, nikahlamak, fısıldamak, gelmek, haşir neşir olmak, ilişmek, dokunmak, birleşmek, birlikte olmak ve yaklaşmak kelimeleriyle dile getirmiştir. ”Yaklaşma" ile cinsî ilişkinin kastedildiği âyet-i kerime’de: ”... Temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın..." (Bakara: 222); ”dokunma" ile aynı anlamın ifade edildiği âyette ise: ”Bunlara, onlardan önce ne bir insan, ne de bir cin dokunmamıştır." (Rahman: 74) buyrulmuştur. |
﴾ 72 ﴿