49Ey iman edenler! Mü'min kadınları nikahlayıp da, ki, nikâh, aslında cinsi ilişki kurmak anlamında olup daha sonra mecazî olarak akid yerine kullanılmıştır. Ragıb İsfahanî ”Müfredat" isimli kitabında şöyle demiştir: ”Nikâhın aslı akiddir. Daha sonra istiare yoluyla cinsi ilişki yerine kullanılmıştır. Bu kelimenin önce cinsi ilişki için kullanılıp daha sonra istiare yoluyla akid anlamında alınması mümkün değildir. Çünkü cinsi ilişkiyi doğrudan dile getirmek çirkin addedildiğinden, bu anlamda kullanılan bütün kelimeler kinayedir. Ağıza alınmayacak sözü kastetmeyen kişilerin, çirkin saydıkları bir şeyin adını istiare yoluyla güzel saydıkları bir şey için kullanmaları mümkün değildir." Allah, âyet-i kerime’de yer alan hükümde mü'min kadınlarla ehl-i kitap kadınların eşit olmasına rağmen sadece mü'min kadınları dile getirmiştir. Bu ifade ile Allah, mü'min erkeği, neslini düşünerek mümin kadınla evlenmesi ve günahkâr kadınlara yaklaşmaktan kaçınması için uyarmaktadır. Hal böyle olunca kâfir kadınların durumunu tasavvur edin. Mâide Süresindeki âyette, ehl-i kitaba mensup iffetli kadınların nikâh edilmeleri ile ilgili bu sûrenin beşinci âyeti, bunun haram olmayıp caiz olduğu bildirilmekte, bu âyette ise -müminlerin, iman eden kadınlarla evlenmelerinin daha iyi olduğu vurgulanmaktadır. Denilmiştir ki, belli bir nitelikte olanlar, aynı nitelikte olanlara yönelirler. Henüz dokunmadan yani kendileriyle cinsi ilişki kurmadan -lems (dokunma) cinsi ilişkiden kinayedir.- Onları boşarsanız, ki, burada, nikâhtan önce boşamanın söz konusu olmadığına işaret edilmektedir. Çünkü Allahü teâlâ boşamayı nikâha bağlamıştır. Bazı fakihler şöyle demişlerdir: ”Nikâh bir düğümdür ve bu düğümü talak çözer." Buna göre bir düğüm, henüz atılmadan nasıl çözülür? Ebu Hanife ise şöyle demiştir: ”Nikâhtan önce boşama her halükârda geçerlidir. Çünkü bu boşama, gerekli şartlan haiz bir boşamadır. Fakat kadın, velisi olmayan biri tarafından evlendirilirse o takdirde boş olmaz."“el-Bahru'l-Muhit" isimli tefsirde de böyle geçmektedir. Öte yandan İmam Malik de şöyle demiştir: ”Şayet belli bir kadını, yahut bir kabileden ya da bir ülkeden birini tayin edip onu nikahladığı zaman boşama geçerli olur. Eğer bunlardan hiçbirini belirtmeden umumi ifade kullanırsa boşama gerçekleşmez." Bunun yanında, cinsi ilişki kurmak mümkün olabilecek şekilde baş başa kalmanın hükmü, Ebu Hanife ve talebelerinin görüşü istikametindeki cinsi ilişki kurmanın hükmü gibidir. Geçerli olan halvet (başbaşa kalmak) ise, karı koca arasında cinsi ilişkiye engel olacak bir durum olmaksızın erkeğin kapıyı kapayıp nikâhlısıyla yalnız kalmasıdır. Artık onlar için iddet saymanıza gün beklemenize lüzum yoktur. Kadının iddeti, kadının evlenebilmesi için sona ermesi gereken günlerdir. İddet süresi, âdet gören kadınlarda âdet görmesine göre, adet görmeyen kadınlarda ise, ay hesabına göre tayin edilir. Burada iddetin erkeklere isnad edilmesi, iddetin onların hakkı olduğunu göstermektedir. Nitekim âyetteki ”Femâlekum" ifadesi bu durumu bildirmektedir. Âyet-i kerime, kendisiyle cinsi ilişki kurmamış kadın için iddet söz konusu olmadığını göstermektedir. Çünkü onun rahimi temizdir. Bu sebeple dilerse hemen evlenebilir. O halde onları faydalandırın. Yani onlara bir gömlek, bir başörtüsü ve bir dış elbiseden ibaret giyecek eşyası verin. ”Onları faydalandırın" hükmü nikâhın kıyılması esnasında kadının mihri tayin edilmemişse boşama anında bu eşyanın ona verilmesi vacip; mihir tayin edilmiş ise verilmesi müstehab olduğuna yorumlanmıştır. Ve onları güzel bir şekilde zarar vermeden ve haklarını çiğnemeden serbest bırakın. Burada, onları evlerinizden çıkarın, demek istenmiştir. Çünkü onlar adına sizin için bir iddete lüzum yoktur. Âyetteki ”cemil" (güzel) lâfzının anlamı, boşamanın ani öfke yüzünden, veya başkasına boyun eğmekten, ya da birden üç talâkla olmamasıdır. ”Teşrih" (serbest bırakma) kelimesini sünnî talâk olarak tefsir etmek doğru değildir. Çünkü sünni talâk, kendisiyle ilişki kurulan kadın için söz konusudur. Halbuki burada sözü edilen kadının, kendisiyle cinsi ilişki kurulmamıştır. Bununla birlikte âyet-i kerime’de güzel ahlâka işaret edilmektedir. Yani mü'min kadınlarla evlenip onlara dokunmadan ayrılmayı tercih ettiğiniz, böylece kalplerini kırdığınız zaman, kendileri için iddet saymanıza lüzum yoktur. O halde ayrılış günlerinde ve başlarında, gönülleri ayrılmaya alışıncaya kadar sizden onlara bir hatıra olması için onları faydalandırın. Ve ayrılıktan sonra sadece hayırla anarak güzel bir şekilde onları serbest bırakın. Onlara verdiğiniz bir şeyi onlardan geri istemeyin; bir taraftan ayrılırken bir taraftan da mal yönünden kendilerine zarar vermeye kalkışmayın. O halde mü'min, haksız yere, köpek de olsa, domuz da olsa birine eziyet vermemeli ve yarım hurma kadar bile olsa haksızlık etmemelidir. Eziyet ve haksızlıktan bir şey olmuş ise helâllik dilemek ve razı etmek gerekir. Bu zamanda, hanımlarını zarara sokarak boşayan, defalarca günaha giren ve anlaşmazlıkların ardından hanımlarından mal karşılığında ayrılan pek çok insanlar gördük. Sanki onlar, ölümden sonraki hayattan habersizdirler. |
﴾ 49 ﴿