50Ey Peygamber! Ücretlerini mehirlerini verdiğin hanımlarını, ki, bu mehirlerin verilmesi, ya peşin verilmesi ya da, nikâh kıyılma anında tayin edilmesidir. Allah'ın sana ganimet olarak verdiği yani savaşta ganimet olarak aldığın ve elinin altında bulunan cariyeleri, ”fey'in''; sıkıntı olmadan elde edilen ganimet olduğu belirti İmiş ve gölge anlamındaki fey'e benzetilmiştir. Fakihler şöyle demişlerdir: ”Kâfirlerin inallarından alınması helâl olan her şey fey'dir. Ganimet ise, müşriklerden savaşla alınan maldır." Buna göre cizye fey'dir; kendileriyle sulh yapılan kişilerin malları fey'dir, haraç da fey'dir. Çünkü bunların hepsi, Allah'ın müşriklerden alıp Müslümanlara ganimet olarak verdiği şeylerdir. Seninle birlikte hicret eden ki, hicret, aslında başkasından ayrılmak ve onu terketmek olup küfür diyarından iman diyarına gitmek için kullanılmıştır. Yani seninle birlikte Mekke'den Medine'ye çıkan ve vatanlarını terkeden amca kızlarını, hala kızlarını, yani Abdülınuttalib'in evlâtlarına mensup Kureyş kadınlarını, dayı kızlarını ve teyze kızlarını ki, bunlardan maksat, Hazret-i Peygamber'in öz dayılarının ve teyzelerinin kızları değil, Abdu Menaf b. Zühre'nin evlâtlarına mensup Zühre oğullanılın kadınlarıdır. Çünkü Peygamber (sallalahü aleyhi ve sellem)'in annesi Vehb'in kızı Amine'nin erkek kardeşi yoktu. Rasûlüllah'nün dayısı ve teyzesi olmadığına göre söz konusu bu dayı ve teyzeden maksat, annesinin aşiretidir. Sana helâl kıldık. Hazret-i Peygamber'e akraba olan kadınların onunla birlikte hicret etmiş olmalarıyla kayıtlanmaları, ona kimlerin en lâyık olduğunu vurgulamak içindir. Bir de kendisini Peygamber'e yani sana hibe eden ki, burada sana verine Peygamber ifadesine geçiş, peygamberliğinin şerefinden dolayı bu hükmün sadece ona ait olduğunu bildirmek içindir. Ve Peygamber'in de kendisini almayı yani mehirsiz olarak kendisine sahip olmayı dilediği mü'min kadını, diğer mü'minlere değil, çünkü onun müminlere helâl kılınması, ancak mehir, ya da nikâhın kıyılması anında mehir tayin edilmemiş ise mehr-i misil ile gerçekleşir. Söz konusu mü'min kadın sana mahsus olmak üzere onu da sana (helâl kıldık). Bu kadın, mü'min kadınlardan hangisi olursa olsun. Müşrik kadın ise, kendini Hazret-i Peygamber'e hibe etse de ona helâl olmaz. Hazret-i Peygamberin bu mü'min kadını almayı istemesi de şarttır. Bu istek, nikâh akdindeki kabul yerine câridir. Çünkü kadının kendisini ona hibe etmesi evliliğin helâl olması için yeterli değildir. Ancak Hazret-i Peygamberin onu nikâhlamayı istemesiyle helâl olur. Biz hanımları ve ellerinin altında bulunan cariyelerinin hakları hakkında mü'minlere neyi hangi hükümleri farz kıldığımızı bildiririz. Bu, nikâh meselesi hakkında sana bir zorluk olmaması içindir. Gerçekten evlilik ve hakları konusunda mü'minlere, Hazret-i Peygamber'e farz kılınmayan bazı hususlar farz kılınmıştır. Bunların Hazret-i Peygamber'e farz kılınmayışının sebebi ona ikram ve lütufta bulunmak içindir. Yani mü'minlere hanımları ve cariyelerinin haklan konusunda onlara farz kılınması gereken hususları bildirdik ve sana ikramda bulunmak üzere mehirsiz, velisiz ve şahitsiz evlilik gibi bazı hususları sana mahsus kıldık. Allah, kaçınılması zor gelen şeyler için çok bağışlayıcı, çok merhametli kullarına darlık vb. durumlarda genişlik lütfedici dir. Hazret-i Peygamber'in yanında, kendini ona hibe eden kadının olup olmadığı konusunda farklı görüşler ortaya atılmıştır. Nitekim İbn Abbas'ın şöyle söylediği nakledilmiştir: ”Rasûlüllah'nün yanında sadece nikâhı kıyılan kadın ya da cariye vardı." Diğer bazı kimseler de Hazret-i Peygamber (sallalahü aleyhi ve sellem)'in yanında, kendisini ona hibe eden kadın olduğunu söylemişlerdir. |
﴾ 50 ﴿