53Ey iman edenler! Rivayet edildiğine göre müminlerden bazı kimseler Rasûlüllah'ın yemek vaktini bekliyor ve bu yüzden eve girip yemeğin hazırlanmasına kadar oturuyorlardı. Yemek yedikten sonra da çıkıp gitmiyorlardı. Buna Hazret-i Peygamber'in canı sıkılıyordu, işte bu yüzden bu âyet inmiştir. Bir yemek için size izin verilmiş olması ve davet edilmeniz dışında Peygamber'in evlerine, odalarına hiçbir şekilde girmeyin; müsaade ile (girdiğiniz vakit de) yemek vaktini ya da yemeğin hazırlanışını gözetleyip durmayın. Bu âyetle, izin istemedeki edebe dikkat edilmesine, vaktin gözetilmesine ve saygı göstermenin gerekliliğine işaret edilmektedir. Fakat davet edildiğiniz vakit yâni girmek üzere size izin verildiği ve yemeğe davet edildiğiniz zaman, ahlâki ölçüler içerisinde ve Hazret-i Peygamber'in huzuruna girme ile ilgili kaidelere riayet ederek onun evlerine girin ve yemeği yeyince dağılın. Yemekten sonra söze dalmayın. Birbirinizin ya da Ehl-i Beyt'in sözünü dinlemeyi arzu ederek girip oturmayın. İhtiyacınızı görünce çıkın. Peygamber (sallalahü aleyhi ve sellem)'in güzel ahlâkı, size engel olmasına ve onun çok haya sahibi olması, sizi kendisine sıkıntı vermeye sevketmesin. Bu haliniz yani yemekten sonra söze dalmanız Peygamber'i üzüyor, ki, bu üzüntüsü, evinin hem kendisine, hem de ailesine dar gelmesinden ve de gereksiz yere meşgul edilmesinden kaynaklanıyor, fakat o sizden yani sizi çıkarmaktan utanıyordu. Halbuki Allah, hakkı söylemekten çekinmez. Dolayısıyla sizin çıkarılmanız haktır ve bu hakkın utanma hissinden dolayı terkedilmemesi gerekir. Bu sebeple Allahü teâlâ o hakkı terketmeyerek size Peygamber (sallalahü aleyhi ve sellem)'in evinden çıkmanızı emretmiştir. Ayette hakkı terketmeme yerine hakkı söylemekten çekinmemenin belirtilmesi, ”yeslahyi" ile ”la yestahyi" arasındaki müşakele sanatından yanı bu iki ifadenin birbirine benzemesinden kaynaklanmaktadır. Rasûlüllah, insanların en çok haya edeni ve mahrem sayılan yerlere bakmaktan en çok sakınanıydı. "Haya": Hoş olmayan bir işin yapılması anında insanın yüzünde beliren değişikliktir. Ragıb İsfahanı şöyle demiştir: ”Haya, kötülüklerden dolayı canın sıkılmasıdır." Ancak: ”Gerçekten Allahü teâlâ yaşlı Müslümana azap etmekten çekinir." (11) diye rivayet edilen hadis-i şerifteki ifadeden maksat, canın sıkılması ve daralması değil, o kişiye azap edilmemesidir. Söz konusu âyet-i kerime’de ise, ağır davranıp sıkıntı verenler eğitilmektedir. 11- Hadisi Ebu Davûd: ”Allahü teâlâ'nın, yaşlı Müslümana ikramda bulunması. O'nun ululuğundan kaynaklanmaktadır." ifadesiyle rivayet etmiştir. Ahnef şöyle demiştir: ”Allahü teâlâ'nın: 'Yemeği yiyince dağılın' sözü, işi ağırdan alanlar hakkında inmiştir." Buna göre misafirin ev sahibine sıkıntı vermeme, aksine kısa bir müddet oturması gerekir. Hastayı ziyaret edenin durumu da böyle olmalıdır. Çünkü hastayı ziyaret etmek anlık meseledir." A'meş'e şöyle sorulmuş: ”Gözlerini zayıflatan nedir?" O da cevap olarak: ”İşi ağırdan alanlara bakmak" demiştir. Şair ne güzel söylemiş: Ağır olan kimse bir kavmin yurduna girince Orada oturanların göç etmekten başka çareleri yoktur. Ağır davranan kişi ile oturmak ruhun sıtmaya yakalanmasıdır, denmiştir. Yine dendiğine göre değerli zatların huzuruna giren akıllı kişiye yakışan, az konuşmak ve çabuk kalkmaktır. Gereğinden fazla oturmak ve vakitsiz gelmek ise ahmak kişinin belirtilerinden sayılır. Nitekim bir şâir şöyle demiştir: Ey dostlar, nefislerinizi te'dib ediniz. Dinin bütün yolları âdâbtır. Peygamber'in hanımlarından bir şey emanet vb. istediğiniz zaman o şeyi perde arkasından isteyin. Bu, yani istenilen şeyin perde arkasından istenmesi, hem sizin kalpleriniz, hem de onların kalpleri için nefsanî duygulardan ve şeytanî hayallerden uzak daha temiz bir davranıştır. Nitekim erkek ve kadın, birbirlerini görmedikleri zaman kalplerinden kötü bir şey geçmez. Öte yandan, ”Keşfu'l-Esrâr" isimli eserde şöyle denmiştir: ”Allahü teâlâ ashabı bu âyetle, alışılagelmiş âdetten şeriatı tanımaya, farz kılınan ibadete şevketmiş, sahabeden de olsa insanın yine insan olduğunu beyan buyurmuştur. Buna göre -erkek olsun, kadın olsun- kimse nefsinden emin olamaz. Bu sebeple Allahü teâlâ, aralarında mahremiyet bulunmayan erkekle kadının yalnız başına kalmasınlar diye dinde ilgili emri ağırlaştırmıştır. Hazret-i Peygamber de şöyle buyurmuştur: 'Erkekle kadın başbaşa kalınca üçüncüleri mutlaka şeytan olur." (12) 12- Hadisi Taberâni: ”Kadınlarla başbaşa kalmaktan sakın. Nefsim elinde olan Allah'a yemin olsun ki, bir erkek bir kadınla yalnız hasına kalınca aralarına şeytan girer" ifadesiyle tahric etmiştir. Bkz. et-Terğîb ve't-Terhib, 3/39. Öte yandan Hazret-i Ömer, yabancı erkeklere karşı Peygamber hanımları için perde konmasını arzu ediyor, bu konuda âyet inmesini temenni ederek şöyle diyordu: ”Sizinle ilgili olarak sözümü dinleseydi sizi hiçbir göz göremezdi." Hazret-i Peygamber'e de: ”Ey Allah'ın Rasûlü! Huzuruna insanlardan iyisi de giriyor fenası da. Bu sebeple mü'minlerin annelerine örtüyü einreisen ya" diyordu. Bunun üzerine bu âyet inmiştir. Yine rivayet edildiğine göre Hazret-i Ömer, Peygamber hanımları mescidde iken yanlarına gitmiş ve onlara: ”Örtünsenize! Çünkü sizin, diğer kadınlara oranla bir üstünlüğünüz vardır" demesi üzerine Zeyneb: ”Ey Hattab'ın oğlu! Vahiy evlerimizde indiği halde bizi kıskanıyor musun?" demiştir. Hazret-i Âişe'nin şöyle söylediği kaydedilmiştir: ”Rasûlüllahnün hanımları geceleyin ihtiyaçları için dışarıya çıkıyorlardı. Ömer (radıyallahü anh) de Rasûlüllah'ne: 'Hanımlarını örtsene' demesine rağmen O, bunu yapmıyordu. Bir gece, akşam ile yatsı vakti arasında Şevde dışarı çıktı. O, uzun boylu bir kadındı. Ömer (radıyallahü anh), örtü âyetinin inmesini şiddetle arzu ederek: 'Şevde! Şüphesiz biz seni tanıdık' diye ona seslendi. Bunun üzerine söz konusu âyet inmiştir. Halbuki hanımlar, bu âyetin inişinden önce erkeklerin yanına çıkıyorlardı." Sizin Allah'ın Rasûlünü üzmeniz yani o hayatta iken hoşuna gitmeyen, dolayısıyla onu üzen bir iş yapmanız ve kendisinden vefatından, ya da ayrılışından sonra onun hanımlarını nikahlamanız asla caiz olmaz. Çünkü bu davranış, onun saygınlığını dikkate almamak, hiçe saymaktır. Ayrıca o, baba; hanımları ise anneler sayılır. Diğer taraftan o hanımların, dünyada olduğu gibi âhirette de Hazret-i Peygamber'in eşleri olacağı belirtilmektedir. Rivayet edildiğine göre Ümmu d-Derdâ (radıyallahü anh), kocası Ebu'd-Derdâ'nın ölümü anında ona hitaben: ”Dünyada sen beni anne-babamdan istedin ve onlar da seni benimle evlendirdiler. Âhirette ise kendim için ben seni isteyeceğim" deyince kocası da ona, ”öyleyse benden sonra evlenme" demiştir. Daha sonra Muaviye b. Ebi Süfyan ona evlilik teklifinde bulunmuş ise de o bu durumu kendisine ileterek onunla evlenmeyi reddetmiştir. Öte yandan Huzeyfe (radıyallahü anh)'nin hanımına şöyle dediği nakledilmiştir: ”Cennette hanımım olmak istersen benden sonra evlenme. Çünkü kadın, son kocasına ait olur." Başka bir rivayete göre ise Ümmü Habibe (radıyallahü anh) Hazret-i Peygamber'e hitaben şöyle demiştir: ”Ey Allah'ın Rasûlü! Bizden bir kadın iki defa evlenip dokıy ısıyla iki kocası olursa âhirette bunlardan hangisinin olur?" Bunun üzerine Hazret-i Peygamber şöyle buyurmuştur: ”O kadın, bunlardan kendine göre ahlâkı daha güzel olanı tercih eder." Ardından Rasûlüllah: ”Ümmü Habibe! Bil ki, güzel ahlâk, hem dünyada, hem de âhirette altındır" buyurmuştur. Kısacası, ümmetin Hazret-i Peygamber'e her durumda gerek hayatında ve gerekse vefatından sonra saygı göstermesi ve hürmet etmesi gerekir. Şüphesiz kalplerde ona karşı olan saygı ve hürmet arttıkça o kalplerde bulunan iman nuru da o oranda artar. Âyet-i kerimenin nüzul sebebi şudur: Talha b. Ubeydullah et-Teymî: ”Yemin olun ki, Rasûlüm Muhammed (sallalahü aleyhi ve sellem) ölürse Âişe (radıyallahü anh) ile evleneceğim" demiş ve onun hakkında: ”Sizin Allah'ın Rasûlü'nü üzmeniz ve kendisinden sonra onun hanımlarını nikahlamanız asla caiz olmaz" (Ahzâb: 53) âyeti inmiştir. Hafız Suyutî şöyle demiştir: ”Talha ile ilgili bu rivayet üzerinde dikkatle durdum. Çünkü Talha, cennetle müjdelenen on kişiden biridir. Dolayısıyla durumu, böyle bir sözü söylemekten uzaktır. Nihayet bu sözü söyleyenin, 'İnsânu'l-Uyûn' isimli eserde olduğu gibi adı, baba adı ve nesebi aynı olan başka bir Talha olduğunu gördüm." Çünkü bu, yani Peygamber (sallalahü aleyhi ve sellem)'e eziyet verilmesi kendisinden sonra hanımlarının nikâhlanması. Allah katında büyük bir günahtır ve korkunç bir iştir. Allahü teâlâ ardından tehdidi artırarak şöyle buyurmuştur: |
﴾ 53 ﴿