55

Onlara (Peygamber hanımlarına) babaları, ki, bu âyet, perde arkasından konuşmaları gerekmeyen kişileri belirtmektedir.

Rivayet edildiğine göre örtü âyeti indiği zaman o hanımların babaları, çocukları ve yakınları: ”Ey Allah'ın Rasûlü! Biz de mi perde arkasından konuşacağız?" demişlerdir. Bunun üzerine bu âyet inmiş ve perde olmadan mahrem olan kadınların yanına gitmeye izin verilmiştir.

Oğulları, kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, işte bunlar, kendilerine mahrem olan o kadınların yüzlerine, başlarına, bacaklarına ve kollarına bakabilirler. Fakat baldırlarına bakamazlar. Yanlarına fazlaca girip çıkmaları gerektiğinden dolayı söz konusu erkeklerin bakmasına izin verilmiştir.

Öte yandan anıca ve dayı, anne ve baba yerinde olduğundan âyet-i kerime’de zikredilmemişierdir. Nitekim: ”...Senin ilâhın ve ataların ibrahim, ismail ve Is hakin ilâhı olan tek Allah'a kul lak edeceğiz..." (Bakara: 133) âyetinde amca olan İshak, ata yani baba diye adlandırılmıştır.

Kadınları, mü'min kadınlar ki, Müslüman kadın Müslüman kadına -göbekle diz kapağı arasındaki kısım hariç- bakabilir. Fakat ehl-i kitap kadınlarının, mü'min kadınların huzuruna girmeleri ve o mü'min kadınların, yanlarında soyunmaları caiz değildir. Ya da âyet-i kerime’de hem Müslüman kadınlar, hem de ehl-i kitap kadınlar kastedilmiş olabilir. Çünkü Allahü teâlâ ”kadınları" diye buyurmuştur. Buna göre Ehl-i kitap kadınların, aynı cinsten olduklarına göre yanlarına girmeleri helâl sayılır. Gerçekten Yahudi kadınlar ve diğer bazı kâfir kadınlar Hazret-i Peygamber'in hanımlarının huzuruna giriyorlardı. Fakat bu hanımlar örtünmüyor ve kendilerine örtünmeleri de emredilmiyordu. Bu, Ebu Hanife'nin, Ahmed b. Hanbel'in ve İmam Malikin görüşüdür.

Ve ellerinin altında bulunanları köle ve cariyeleri

hakkında bir günah yoktur. Buna göre kadının kölesi, kendisinin mahremi sayılmakta, iffetli olursa o kadının huzuruna girmesi ve tıpkı mahrem olan kimseler gibi ona bakması caiz olmakladır. Nitekim Hazret-i Âişe (radıyallahü anh), kölesinin kendisine bakmasını mubah kılmış ve Zekvan'a şöyle demiştir: ”Beni kabre koyduğun ve kabirden çıktığın zaman hürsün."

Öte yandan denmiştir ki, âyet-i kerime’de kastedilen sadece cariyedir. Buna göre kölenin hükmü, kadına yabancı sayılan erkeğin hükmü gibidir. ”Bahru't-Ulûm" da müellif şöyle demiştir: ”Bu hüküm, takva anlayışına daha yakındır. Çünkü kadının kölesi yabancı erkek gibidir. Bu köle ister cinsel arzusu yok edilmiş olsun, ister olmasın." Özellikle bizim zamanımızda Hazret-i Âişe (radıyallahü anh) gibi kadınlar ve onun kölesi gibi köleler nerede? Ebu Hanife'nin görüşü budur. Cumhur fu kananın düşüncesi de bu istikamettedir. Buna göre kadının, kölesi ile birlikte hacca gitmesi ve yolculuk yapması caiz değildir. Ebu Hanife, kölenin kendisini şehvetten emin gördüğü zaman hanım efendisinin yüzüne ve ellerine bakmasını caiz görmüştür. Ancak bu bakışın caiz olması, mahremiyeti gerektirmez.

(Ey Peygamber hanımları!) Size emredilen örtü ile ilgili olarak

Allah'tan korkun, zikredilen erkeklerin dışında birinin sizi görmesinden sakının ve gücünüzün yettiği kadar tedbirli olun.

Şüphesiz Allah, her şeyi görmektedir. Hiçbir gizli söz ve hareket O'na gizli kalmadığı gibi mekânlar, zamanlar ve durumlar da O'nun ilminden uzak olmaz.

55 ﴿