56Allah ve melekleri, Peygamber’e salât ederler. Bil ki, melekler, gözle görülmeyen varlıklardır. Yerde ve gökte bulunan bütün melekler, küçükleri ve Cebrail gibi büyükleri, istisnasız bu melekler içinde yer almaktadır. Sağlam bir kalbe sahip olan kişinin dikkatinden kaçmadığı gibi saygı değer makam genelleştirmeyi gerektirir. "Peygamber'e salât ederler"den maksat kendisi için yararlı olan şeye ve faydalı olan işe önem verirler; şerefini ortaya koymaya ve durumunu yüceltmeye özen gösterirler. Bu da, Allah'tan rahmet, meleklerden duâ ve af dilemekle gerçekleşir. Bazıları şöyle demişlerdir; ”Allah'ın salâtı rahmet, meleklerin salâtı af dilemek, insanların ve cinlerin salâtı ise rükû, secde ve duâ etmektir." Bir kısım âlimler de şöyle demişlerdir: ”Allahü teâlâ'dan olan salât, Hazret-i Peygamber için şeref ve yücelik, onun dışındakiler için rahmet anlamındadır. Allahü teâlâ'nın şu ifadesinde görüldüğü gibi rahmet genel, salât ise özeldir. ”İşte Rablerinden salavâtlar (mağfiretler) ve rahmet hep onlaradır." (Bakara: 157) Bu âyette rahmet, salât üzerine atfedilin iştir. Atıf, ise bu ikisinin farklı şeyler olduğunu ifade eder. Ey mü'minler! Siz de ona salât edin, siz de buna özen gösterin. Çünkü bu, size daha çok yaraşır. Ve tanı bir teslimiyetle ”Allahümme salli alâ Rasûlüm Muhammed in ve seli im" (Allah'ım! Rasûlüm Muhammed (sallalahü aleyhi ve sellem)'e salât ve selâm kıl)" ya da ”Sallallahü aleyhi vesellem" (Allah'ın salât ve selâmı ona olsun) demek suretiyle selâm verin. "Allahümme salli alâ Rasûlüm Muhammedin ve sellim" ifadesinde ”Allahümme" lâfzı kullanılmış, onun yerine, ”Ya Rabbi ve yâ Rahman salli" (Ey Rabbim, ey Rahman! Salât et" lâfızları kullanılmamıştır. Çünkü ”Allahümme" lâfzı, uluhiyete delâlet eden ve ”lâ ilahe illallah" sözündeki İslâm'ın esası olan kapsamlı bir isimdir. Bu sebeple Hazret-i Peygambere salât getirirken bunun söylenmesi uygun olur. Yine bu ifadede ”Rasûlüm Muhammed" isini tercih edilmiştir. Çünkü bunun anlamı, sürekli övülen demektir. Böylece bu isim, övgü ve medih yerine uygun düşmüştür. Hazret-i Peygamber'in ”Âli'nden maksat ise, onun ümmetinden takva ehli kimselerdir. Bu kapsamın içine Haşim oğullan, Peygamber (sallalahü aleyhi ve sellem)'in hanımları ve diğerleri girmektedir. ”Allahümme salli alâ Rasûlüm Muhammedin" ifadesinin anlamı şudur: ”Dünyada dinini yüceltmek, davetini ortaya koymak, şeriatım yerleştirmek; âhirette de onu ümmetine şefaat etmeye yetkili kılmak, mükâfat ve ecrini artırmak, gerek ilk ve gerekse sonraki nesillere karşı üstünlüğünü açığa çıkarmak, bütün nebiler ve peygamberlerin önüne çıkarmak suretiyle Rasûlüm Muhammed (sallalahü aleyhi ve sellem)'e şeref ve yücelik lütfet." Gerçek övgü, imkânlarımız dahilinde mümkün olmadığından bu konuda Allahü teâlâ'ya yönelmemiz emredilmiştir. Allahü teâlâ, bizim isteğimiz doğrultusunda Hazret-i Peygamber'e salât eder: Hazret-i Peygambere selâm Allah'tan olsun Çünkü benim selâmım onun kapısına lâyık değildir. Şayet sen: ”Salâtın emredilmesinin faydası nedir?" dersen cevap olarak: ”Faydası, salât sevgisini ortaya koymaktır" derim. Nitekim hadis-i şerifte şöyle buyrulmuştur: ”Bana selâm veren her Müslümanın selâmını almak üzere Allah ruhumu bana geri verir." Bu hadisten çıkarılan sonuca göre Hazret-i Peygamber, berzahta yani ruhlar âleminde hayattadır. Çünkü gece veya gündüz ona selâm veren birinin olmaması mümkün değildir. İmam Suyûtî ise bu konuda şöyle demiştir: ”Onun, işitmesinin ve selâm almasının mümkün olacağı şekilde ruhunun bedeniyle bağlantısı vardır. Bu durumda Hazret-i Peygamber, refîk-i a'lâ'da olup ruhunun bedeni ile ilgisi vardır. O kadar ki, selâm veren, bu ruh sahibine selâm verdiği zaman o ruh, ruhlar alemindeki yerinde iken onun selâmını alır." Burada asıl yanlışlık, ortada bulunmayanla bulunanın mukayese edilmesinden kaynaklanmaktadır. Nitekim ruhun bir yerde meşgulken başka bir yerde olması mümkün olmadığına ve bilinen varlıklar türünden olduğuna inanmak tamamen yanlış bir inançtır. Şüphesiz Rasûlüllah, Mir'ac gecesinde Mûsa (aleyhisselâm)'yı ruhlar âleminde ayakta namaz kılarken görmüştür. Bu iki durum arasında herhangi bir tezat yoktur. Çünkü ruhların durumu bedenlerin durumundan farklıdır. Şayet ruhun letafeti ve nurlu tarafı olmasaydı kabirde ölünün üzerinde toprak, ya da tabut varken kalkması mümkün olmazdı. Halbuki hiçbir durum onun kalkıp oturmasına engel olmaz. İnsanın, dünyadaki bu halinden farklı olarak ruh yönünün ağır basması sayesinde cennetin sekiz kapısından birden aynı anda girmesinin mümkün olduğu sahih rivayetle sabittir. Nakledildiğine göre Esma'î şöyle demiştir: ”Mehdi’nin Busra'nın minberinde şöyle dediğini işittim: ”Allah size bir emir vermiştir. O emirde önce kendisinden başlamış, ardından meleklerini zikrederek şöyle buyurmuştur: 'Allah ve Melekleri, Peygambere salât ederler...' (Ahzâb: 56) Görüldüğü gibi Allah Hazret-i Peygamber’i diğer peygamberler arasından tercih etmiş, ona salât etmeyi de ümmetler içinden size tahsis etmiştir. Öyleyse Allah'ın nimetine şükürle karşılık verin. Allahü teâlâ, Hazret-i Peygamberin şerefini ve mevkini ortaya çıkarmak, ümmetini teşvik etmek üzere ona salât etmeye kendisinden başlamıştır. Allah'ın buna ihtiyacı olmamasına rağmen Allah Rasûlü'ne salât ettiği ne göre ümmetin ona salât etmesi pek yerinde bir davranıştır. Çünkü onlar Hazret-i Peygamber’in şefaatine muhtaçtırlar. Aynı zamanda bu davranış, meleklerin ve müminlerin salâtlarını pekiştirmektedir. Şâir ne güzel söylemiş: Ey karanlıklar içerisinde kalan kimsenin duâsını kabul eden! Ey hastalıkla zarar ve musibeti gideren Benim zilletim ve meskenetim hakkında peygamberine şefaat yetkisi ver Kusurlarımı ört, çünkü sen fazilet ve kerem sahibisin . Diğer taraftan Ka'b b. Ucre (radıyallahü anh) şöyle demiştir: ”Allahü teâlâ'nın: '...Ey Müminler! Siz de ona salât edin ve tam bir teslimiyetle selâm verin' (Ahzâb: 56) buyruğu indiği zaman Allah Rasûlü'ne giderek ona: 'Ey Allah'ın Elçisi! Sana selâm vermenin ne olduğunu biliyoruz. Sana salât etmek nasıl oluyor?" deyince Allah Rasûlü: ”Allahümme salli âlâ Muhammed’in ve alâ âl-i Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrahim'e ve alâ âl-i ibrahim, inneke hamîdün mecid. Ve bârik alâ Muhammed’in ve alâ âl-i Muhammed kemâ bârekte alâ İbrâhîm'e ve alâ âl-i ibrâhîm inneke hamîdün mecid." deyin, buyurmuştur." |
﴾ 56 ﴿