18Doğrusu Biz, akşam yani günün sonunda ve işrak vakti yani gündüzün başlangıcında. İşrak vakti güneşin doğduğu, parladığı ve ışınlarının duru olduğu vakittir ki, kuşluk vaktidir. ”İbn Abbas (radıyallahü anh) rivayet ediyor: Bana Ebu Talib’in kızı Ümmü Hâni haber verdi ki, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) Mekke'nin fethi günü onun yanına girer ve abdest suyu rica eder (Kendisine istediği su getirilir) ve abdest alır. Bir başka rivayete göre Rasûlüllah Ümmü Hâninin evinde boy abdesti alır sonra sekiz rekât kuşluk namazı kılar ve der ki,: ”Ey Ümmü Hâni bu namaz işrak namazıdır. ”(3) 3- Hadisi Buharî buna benzer ifadelerle rivayet etmiştir. Bazı âlimler der ki, kuşluk namazı işrak namazından başkadır. Nitekim Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'ın şu ifadesi bunu göstermektedir: ”Kim sabah namazını cemaatle kılar, sonra güneş doğuncaya kadar oturup Yüce Allah'ı zikreder ve arkasından iki rekât namaz kılarsa kendisine tam bir hac ve umre sevabı yazılır."(4) 4- Hadisi Tirmizî Enes'ten merfu olarak rivayet etmiştir. Hadisin isnadı hasendir. Bkz. Camiu'l-Usul, 9/401. Bu namaz, el-Mesabih şerhinde yer aldığı üzere işrak namazıdır. Nitekim Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'in hadisi de bunu göstermektedir: ”Evvâbîn namazı, kumların sıcaklığından deve yavrularının ayakları yandığı kuşluk vaktindedir." (5) 5- Hadisi Müslim ve İmam Ahmed müsnedinde rivayet etmişlerdir. Bkz. el-Fethul Kebir 2/195. Sahih-i Müslim ve Tercemesi, Sofuoğlu, 2/389. Hadisin manası şudur: Kuşluk namazı deve yavrusu güneşten kızgınlaşmış yerde güneşin hararetini hissettiği zaman kılınır. Bu hadisi şerifte Müslümanların anlatılan zamanda kuşluk namazını kılmaları dolayısı ile medihlerine bir işaret vardır. Çünkü güneş yükselip de sıcaklık arttığı zaman insanların nefsi istirahat etmek ister. İşte yüce Allah'ın zikri ile ülfet etmiş olan Allah'a dönen kimselerin kalblerine Allah'tan başka her türlü arzudan yüz çevirme fikri ve duygusu gelir. Onunla beraber tesbih eden dağları ve... Bu ifade Davud (aleyhisselâm)'un faziletini beyan etmektedir. Davud (aleyhisselâm), dağların tesbihini özel bir şekilde kendisinin kerameti ve mucizesi olarak duyar ve anlardı. Dağların Davud (aleyhisselâm) ile birlikte tesbih etmeleri mecazi bir mana değil hakikidir. Fakat bu tesbih ediş özel bir biçimdedir. Onun bunu duyması da insan aklının anlayışı dışında, garip bir şekildedir. Bu duyma ve anlama Davud (aleyhisselâm)'un mucizelerinden ve kerametlerindendir. Toplu halde kuşları... Buradaki kuş kelimesinden maksat havada uçan bütün kanatlı hayvanlardır. Onun emri altına vermiştik. Yani ona boyun eğdirmiştik. Dağlar Davud (aleyhisselâm) ile birlikte Yüce Allah'ı tazim ve tekbirde bulunuyorlardı. Âyet metninde dağlar için ”tesbih eden" denilip de ”tesbih edici" denmeyişinin sebebi dağların Yüce Allah'ı ân be ân durmadan tesbihlerini yenilediklerine işaret etmek içindir. ”Toplu halde kuşları onun emri altına vermiştik" ifadesinden maksat, her yönden ve köşeden gelip toplanan kuşları onun emri altına vermiştik, demektir. İbn Abbas (radıyallahü anh) der ki,: ”Davud (aleyhisselâm) tesbih ettiği zaman dağlar tesbihine uyarlar ve onlar da tesbihle mukabelede bulunurlar, kuşlar onun yanında kümelenirler ve tesbih ederlerdi. İşte bu, kuşların toplanması idi." Her biri yani dağların ve kuşların her biri ona yani Davud'a dönücü idi. Tesbihe dönücü idi. Bir başka ifade ile Davud (aleyhisselâm) tesbihe başlayınca dağlar ve kuşlar onunla birlikte tesbih ediyorlardı. Bazı âlimler derler ki,: ”O" zamiri ile kastedilen Allah'tır. Buna göre âyetin manası şöyle olur. Davud (aleyhisselâm)'dan, dağlardan ve kuşlardan her biri Allah'a dönücü idi, yani Allah'ı tesbih ediyorlar ve tekrar tekrar bu tesbihlerini yeniliyorlardı. Rivayet olunur ki, Allahu Zülcelâl, Davud (aleyhisselâm)'a vermiş olduğu güzel sesi, yaratıklarından hiç kimseye vermemişti. Davud (aleyhisselâm)'un nağmeleri dağlara ulaştığı zaman bunun lezzetinden dağlar titrer, zikir ve tesbihine eşlik ederlerdi. Kuşlar da Davud'un sesinden çıkan nağmeleri işittiklerinde ona eşlik ederek ötmeye başlarlardı. |
﴾ 18 ﴿