25Biz onlara birtakım arkadaşlar musallat ettik de yani Biz dünyada kâfirlere insan ve cin şeytanlarından birtakım arkadaşları musallat ettik ve bunu takdir ettik ve o arkadaşlar kabuğun yumurtayı kuşattığı gibi kâfirleri kuşatmış, onlara hakim olmuştur. Onlar önlerinde, dünya işlerine ve şehvete uymaya dair ve arkalarında âhirete dair ne varsa hepsini bunlara süslü gösterdiler. Süslü gösterdiler, çünkü onlara öldükten sonra dirilme, hesaba çekilme ve kötü şeylerle karşılaşma olmayacağı yolunda bir kanaat verdiler ve karşılarında sadece dünya hayatını gösterdiler. ”Onların önüne sofrayı serdim," cümlesinde olduğu gibi önlerine sadece dünya hayatını açtılar. Ahiret, dünya hayatından sonra geleceği için onu arkalarına almışlardır. Bu tıpkı herhangi bir şahıstan sonra gelen için ”Bu onun halefidir," cümlesine benzer. İşte varlık ve yaratılışı esas alan sıralamanın gerektirmiş olduğu anlayış budur. Bazı âlimlere göre ”önlerinde" kelimesiyle kastedilen âhirettir. Çünkü âhiret onların önlerindedir ve onlar âhirete doğru yönelmiş gitmektedirler. ”Arkalarında" ifadesiyle kastedilen de dünyadır. Çünkü dünyayı arkalarında bırakmaktadırlar. Cüneyt der ki,: ”İnsan nefsi hiçbir zaman hak ile barışık olmaz." İbn Atâ da: ”Nefis şeytanın arkadaşıdır, onun dostudur, işaret ettiği noktalarda arkasından giden yaranıdır. Nefis haktan ayrılan, ona aykırı davranan, hak ile barışık olmayan ve hakka uymayan nesnedir," der. Cinden, insandan bu kâfirlerin durumunda olduğu gibi küfür ve isyanda kendilerinden önce gelip geçmiş ümmetler için hak olan söz, bunlar aleyhine de azap kelimesi, azabın gereği ve doğruluğu hak olmuştur. Azabın doğruluğu ve gerçekliği: ”Mutlaka sen ve sana uyanların hepsiyle cehennemi dolduracağım." (Sâd: 85) âyet-i kerimesinde ve benzerlerinde ifade edilmektedir. "Ümmetler için" ifadesi hakkında bir başka ihtimalden sözedebiliriz. Buna göre âyet metninde yer alan ”fi", ”mea" manasınadır. Bu ifade, daha önce geçen ”Allah düşmanları" tabirinden maksadın kimler olduğu noktasında sarih ve açıktır. Buna göre Allah düşmanları bazılarının dediği gibi önceki gelip geçen ve sonra gelen kâfirler değil, Âd ve Semûd kavmidir. Çünkü onlar hüsrana düşenlerdi. Bu cümle onların neden azaba lâyık olduklarının sebebini bildiren bir cümledir. ”Onlar" zamiriyle işaret olunanlar öncekiler ve sonrakilerdir. Keşfu'l-Esrâr''da şu ifadeler yer alır: ”Allahü teâlâ bir kuluna hayır murad etti mi ona hayırlı arkadaşlar verir. Bu arkadaşları kendisine itaatta yardımcı olurlar, onu itaata davet ederler. Buna karşılık Yüce Allah herhangi bir kulu hakkında kötülük diledi mi ona da kötü arkadaşlar musallat eder. Bunlar onu korkunç şeylere sevkederler ve çağırırlar. Böylesi kötü arkadaşlardan birisi de şeytandır. Şeytan insana vesvese vererek musallat olur. Şeytandan kötüsü insana kötülüğü emreden nefs-i emmâresidir. Bu nefis insanı dünya hayatında hem kendinin ve hem de kulun helak olacağı şeylere çağırır. Yarın da kulun aleyhine kendisinin çağırmış olduğu fiilleri yaptı diye şahitlik eder." Allahü teâlâ'dan bizleri hüsrana uğrayanlardan değil de kazançlı çıkanlardan eylemesini, nefsimize, İblis'e ve diğer şeytanlara karşı bizlere yardım etmesini dileriz. |
﴾ 25 ﴿