34

İyilikle kötülük bir olmaz. Bu âyet-i kerime, kul ile Rabbi arasında cereyan eden güzel amelleri beyan etmektedir. Böylece Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) müşriklerin eziyetlerine, sabra ve kötü sözlerine iyilikle mukabelede bulunmaya teşvik edilmektedir. Buna göre âyetin mânâsı; güzel haslet ve kötü özellik, ceza ve güzel akıbet bakımından birbirine eşit olmaz, demektir. Burada Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'a şöyle söylenmiş oluyor: Eğer sen onların eziyetlerine ve cahilliklerine katlanır, onlardan intikam almaz, beyinsizliklerine aldırmazsan dünyada tazimi, âhirette de sevabı hakedersin. Onlar ise bunun tam tersini elde ederler. Onların bu kötülüğe atılmaları senin bu güzel sıfatlarla meşgul olmana engel değildir.

Şayet burada yer alan ”hasene" (iyilik), ve ”seyyie" (kötülük) kelimeleri, iyilik ve kötülük cinsi olarak tefsir edilecek olursa âyetin mânâsı, iyilikler kendi arasında birbirine, kötülükler de kendi içinde yine birbirine eşit değildir, demek olur. Gerçekten de iyilikler kendi içinde tıpkı en düşüğü yoldaki zararlı maddeyi kaldırıp atmak olan imanın mertebelerine benzer. Kötülükler de yine büyük, küçük olmak bakımından kendi içinde derece derecedir. Bu âyette yer alan ikinci ”lâ" olumsuzluğu pekiştirmek için getirilmiştir.

Sen kötülüğü en güzel bir şekilde önle. Bu âyeti kerime, iyiliğin güzel akıbetini beyan etmektedir. Burada denmiş oluyor ki, senin bazı düşmanların tarafından karşılaşmış olduğun bir kötülüğü savuşturulması en güzel olan iyilikle savuştur. Meselâ sana kötülük edene iyilik ederek savuştur. Çünkü kötülük yapana iyilik etmek onu bağışlamaktan daha güzeldir. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyururdu: ”Senden ilişkisini kesenle sen ilişki kur. Sana zulmedeni bağışla, sana kötülük edene de iyilikle mukabelede bulun." Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) kötülüğü iyilikle savuşturma konusunda önce kendisi bunu tatbik etmeden başka birisine emretmemiştir. Çünkü kötülüğü en güzeliyle savuşturan kimseye bundan daha aşağı bir araçla onu önlemek önemsiz ve hafif gelir.

O zaman, seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki candan bir dost olur. Bu âyet-i kerime kötülüğü iyilikle savuşturmanın sonucunu beyan etmektedir. Buna göre burada denmiş oluyor ki, eğer böyle yaparsan karşına dikilen düşmanın sana şefkatle yaklaşan dostun gibi olur.

Rivayete göre bu âyet-i kerime, Ebû Süfyan b. Harb hakkında nazil olmuştur. Ebû Süfyan ilk zamanlar Müslümanlara şiddetli bir düşmandı. Daha sonra Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'la arasında kurulan hısımlık nedeniyle bu düşmanlık yumuşadı, sonra da İslama girdi ve Müslüman olduğu için iyi bir dost ve akrabalık nedeniyle sıcak bir arkadaş haline geldi.

el-Bakî der ki,: ”Burada Allahü teâlâ güzel ahlâkın kötü ahlâkla bir olmadığını beyan ediyor. Bizlere kötü ahlâkı bırakıp, iyi ahlâka sarılmamızı emrediyor. Ahlâkın en güzeli hilim sahibi olmaktır. Çünkü ancak bu sayede düşman, dost ve uzak, yakın olur. Kişi gazabını hilmi ile savuşturur, zulmü bağışlayarak, kötülüğünü de keremiyle önlerse bu taktirde karşısındaki düşmanı kazanır.

34 ﴿