53

Onlara, Kureyş kâfirlerine

ufuklarda ve kendi nefislerinde Kur'an'ın hakikatine ve Allah katından indirildiğine dair

âyetlerimizi göstereceğiz ki, onun, Kur'an'ın veya Allah'ın, ya da tevhidin

gerçek olduğu onlara iyice belli olsun. Açık ve seçik bir biçimde ortaya çıksın. Çünkü bu Kur'an şeriklerin ve ortakların yanından değil, Rahmanın katından indirilmiş hak bir kitaptır.

Âyet-i kerimede yer alan ”âfâk", ”ufuk" kelimesinin çoğuludur. Âfâk, İnsanın dışındaki dış âleme denir. Âfâk denince bunun içine en küçük maddeden, arşa kadar bütün nesneler girerler. ”Enfüs" ise, insanın küçük âlem olan iç âlemidir ve bu küçük âlem her bir insanın kendi içinde mevcuttur. Âfâka dair âyetlerden maksat, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'ın onlara haber verdiği ileride olacak olan Bizanslıların birkaç yıl içinde Acemlere galip geleceği gibi haberlerdir ve yine tarihçilerin tespit ettiği biçime uygun olarak geçmiş milletlerin başına gelen belâlardır. Bu olayları tarih kitapları kaydetmektedir ama

Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ümmî olup okumamış, yazmamış ve hiç kimseden ilim öğrenmemiştir. Allahü teâlâ'nın Rasûlüllah'a ve halifelerine bahşetmiş olduğu fetihler dünyanın her bir yanını ele geçirme, doğuda ve batıdaki beldeleri istila etme, harikulade bir olaydır. Çünkü böylesi bir fetih ve galibiyet onlardan önce yeryüzünde bulunan hiçkimseye nasip olmamıştır.

"Nefişlerindeki âyet"o, gelince, Mekkelilerin arasında meydana çıkan kıtlık, korkudur. Bedir savaşı günü başlarına gelen yenilgi fetih günü uğradıkları kati ve mağlubiyettir. Mekke'nin Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'dan önce herhangi bir kimse tarafından fethedildiği haberi bize ulaşmamıştır ve yine Mekkelilerin öldürüldüklerini ve esir alındıklarını da duymuş değiliz.

"Ufuklarda âyetlerimiz" ifadesi hakkında bazı müfessirler, göklerde ve yeryüzünde bulunan güneş, ay, yıldızlar ve bunların sebep olduğu gece, gündüz, ışık, gölge, bitkiler, ağaçlar ve nehirlerdir, demişlerdir.

"Nefislerindeki âyetler" ise; Allahü teâlâ'nın insan vücudundaki çok hassas sanatı, göz kamaştırıcı hikmetidir. Ayrıca rahimlerin karanhklarındaki ceninin yaratılması, acaip organların meydana gelmesi ve birbiriyle birleşmesi de nef islerdeki delillerdendir. Yüce Allah bu konuda şöyle buyurur: ”Kendi nefislerinizde de öyle, görmüyor musunuz?" (Zâriyât: 21)

Ufuklarda ve insanın nefsindeki bu âyetler daha önce meydana geldiği halde âyetin başında gelecek zaman ifade eden ”sın" harfinin getirilmesi, Allahü teâlâ'nın bu âyetleri insanlara peyderpey göstereceğinden ve bunların iç yüzleri hakkında onlara gün be gün daha fazla bilgi vereceğindendir. (26)

Rabbinin her şeye şahit olması yetmez mi? Rabbinin, Kuranın hakikatini beyan eden vaadettiği âyetleri göstermesi onlara yetmez mi? Allahu teâlâ'nın bütün eşyaya şahit olduğu onlara yetmiyor mu? Bu cümle onları azarlamak için getirilmiş yeni bir cümledir. Burada Allahü teâlâ onları Kur'an hakkındaki tereddütlerinden, Kur'ân'ın gerçek olduğuna dair inatla delil istemelerinden Allahü teâlâ'nın verdiği haberlerle yenilmemelerinden dolayı onları azarlamakta ve Rabbinin verdiği haber onlara yetmiyor mu diye onları kınamaktadır.

53 ﴿