57

(Bunlar) Rabbinden bir lütuftur. Müttaıkîlere, zikredilen cennet nimetlerinden verilmesi ve cehennem azabından kurtarılması, Allahu teâlâ'dan bir lütuf ve bahşiştir. Yoksa eksik, sakat amellerinin karşılığı değildir.

Ehl-i sünnet, kulun cehennemden kurtularak, cenneti ve nimetlerini kazanmasının hepsinin ancak Allah'ın (celle celalühü) lütfü ve ihsanı ile olabileceğine bu âyeti delil göstermektedir. Bunlardan hiçbirini yapmak O'na vacip değildir. Söz konusu nimetlere kavuşmak Allah'ın lütfuyia olduğuna göre, istihkak sahibi olmak da kalkmış olur. Öyleyse bütün iyilikler, müttakîlere Allah (celle celalühü)'tan bir lütuftur. Zira onları başta lütfuyia yaratmış, kazanma sebeplerinden de çıkarmıştır. Çünkü kazanmak bile bir lütuftur; eğer olgunlukların kazanılması, kerametlerin elde edilmesi için güç yaratılmamış olsaydı, kul bunlara ulaşmaya yol bulamazdı. Nitekim bir hadiste: ”Sizden hiç bir kimseyi ameli cennete sokamaz, ateşten de koruyamaz. Hatta beni bile, ancak Allah'ın rahmetiyle olursa müstesna." (6) Yani bende cennete ancak Allah'ın rahmetiyle girebilirim. Yoksa amelimle değil. Bundan maksat, amelin değerini küçümsemek değil, aksine onunla gururlanmaktan sakındırmak ve onun ancak Allah'ın lütfuyia tamamlanabileceğini izah etmektir.

6- Hadisi burada manâsıyla nakletmiştir. Metni ise; ”Sizden hiçbiriniz ameli ile cennete giremez. Sende mi? denildiğinde: Evet ben de, ancak Allah beni rahmetiyle ve lütfuyia bürüyüp kuşatmıştır." Müslim, Camiu'l-U'sûl, 1/307.

İbn-i Melek şöyle dedi: ”Hadiste ehl-i sünnetin mezhebinin doğruluğuna delâlet; Mu'tezilenin, cennete sadece amel ile girilebilir tarzındaki inançlarının yanlışlığına da delil vardır."

Allahü teâlâ 'nın şu sözü: ”Yapmış oluduğumız iyi işlere karşılık cennete girin." (Nahl: 32) ve benzerleri ise hadisin mânâsına ters değildir. Çünkü âyet, amelin cennete girmeye sebep olduğunu açıklamaktadır. Hadiste nefyedilcn ise amelin bizzat neden ve gerektiriri âmil olmasıdır.

Denildi ki: ”Cennete girmek Allah'ın rahmetiyle, derecelerin paylaştırılması yapılan güzel amellerle, ebedî kalmak da niyetlerle olur. Bu üç makamdır. Bedbahtların diyarına yani cehenneme girmek de aynı şekilde Allah'ın adaletiyle, azap tabakasına yapılan kötü amellerle, orada ebedî olmak da niyetlerle olur. Gerçekte, ebedî olan bu azabı muhalefetlerinden, başkaldırmalarından dolayı haketmişlerdir. Nitekim, ebedî saadet de hakka muvafakat edip kabul etmekle kazanılmıştır. Eğer ateşe giren âsiler emirlere muhalefet etmeselerdi Allah da onlara şeriatın hükmüne göre azap etmezdi."

Allah'tan bize, bütün Müslümanlara sâlih amelleri yapmaya muvaffak kılmasını ve bize hayayı ihsan etmesini niyaz ediyoruz.

İşte büyük kurtuluş budur. Bunun ötesinde kurtuluş yoktur. Çünkü bu bütün serlerden pak olup, her isteğe nail olmaktır. Müfredat'da belirtildiği gibi ”fevz", selâmetle zafere ulaşmaktır.

Fakîr (müellif) de şöyle der: ”Ölüm de bu kurtuluşa vesile ve kapı olduğundan: 'Ölüm mü'mine hediyedir.' buyrulmuştur. Ölüm her ne kadar bir yönden yok olmak olsa da, diğer yönden kurtuluştur. Bunun için denilmiştir ki: Ölüm herkes için hayırlıdır; mü'mine hayırlı olması; onun sebebiyle, bulunduğu hapisten kurtulup cennet bahçelerindeki daimî nimetlere ulaşmasındandır. Âsi kimseye hayırlı olması ise; dünyada ona mühlet verilmesidir. Bu mühlet verme onların isyanlarının ve günahlarının artmasına sebep olur. Nitekim bunu Allah şöyle bildiriyor: '...Onlara ancak günahlarını artırmaları için fırsat veriyoruz...' (Âl-i İmran: 178) Bu da azabın artmasına neden olur."

57 ﴿