20

İnkâr edenler ateşe arzolundııkları gün yani ateşle azabedildikleri gün, demektir. Arz, mecazî olarak azabetme anlamında kullanılmıştır. Meselâ, ”Esirler öldürüldüler" anlamında olmak üzere ”esirler kılıca arzolundu" denilir. Böyle olmasaydı, kendisine arzedilen şeyin his sahibi olması gerekirdi. Ateş ise his sahibi değildir. Bu cümlenin; ”ateş onlara arzolunur, onlara cehennem ve cehennemdeki yerleri arzolunur" anlamında olduğu da söylenir. Bu, insanlar cehenneme atılmadan öncedir.

Ama gerçek şu ki; âhiretin ateşi şuur ve idrak sahibidir. ”O gün cehenneme, doldun mu?' deriz. O: Daha fazla var mı? der." (Kaf: 30) âyeti buna delildir. Cehennem mü'mine: ”Ey mü'min! Geç. Senin nurun ateşimi söndürdü," der. Bu da onun idrak sahibi olduğunu gösterir.

Onlara: 'Siz bütün zevkleri dünya hayatında harcadınız. Dünya haz ve lezzetlerinden sizin için yazılanları aldınız.

Onlarla safâ sürdünüz. Artık bundan sonra ondan bir şey kalmadı. Ayetteki, ”zevkler" diye tercüme edilen ”tayyihât" kelimesinin izafesi umum ifade eder.

Bugün, yeryüzünde haksız yere büyüklük taslamanızdan ve yoldan çıkmanızdan yani, sürekli fışkınız ve kibiriniz sebebiyle Allah'ın taatinden çıkmanızdan

dolayı, alçaltıcı, içerisinde zillet ve rüsvaylık bulunan

bir azap göreceksiniz,' (denilir.)

Âyet-i kerime, zalimlere karşı gösterilen kibirde olduğu gibi, haklı olarak gösterilen kibirin kınanmayacağına delildir.

Allah (celle celalühü) âyette söz konusu edilen azabı iki sebebe bağlamıştır:

Bunlardan birincisi: Hak dini kabulde ve Muhammed (aleyhisselâm)'e imandan kibirlilik göstermektir. Bu kalbin günahıdır.

İkincisi: Emirleri terk, yasakları yapmak suretiyle olan isyan ve fısktır. Bu da, organların günahıdır. Kalbin günahı, tesir açısından, organların günafundan daha büyük olduğu için, önce anılmıştır.

Âyet bildiriyor ki: Dünyadan ve dünya zevklerinden olan hazzın tümünü almak, cehennemliklerin özeli iklerindendir. Akıl ve temyiz sahibi her mü'mill in, peygamberlerin efendisine ve onun sâlih ashabına uyarak bundan kaçınması gerekir. Onlar, âhiret sevabını umarak dünyadaki lezzetlerden uzak durdular.

Hazret-i Ömer (radıyallahü anh)'den rivayet edildiğine göre: O, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) bir hasır üzerinde uyurken yanına girdi. Hasır onun iki yanında iz bırakmıştı. Ömer ağladı. Rasûlüllah: ”Ey Ömer! Niçin ağlıyorsun?" buyurdu. Hazret-i Ömer: ”Kisrâ'yı, Kayseri ve onların içinde bulundukları dünyayı düşündüm. Sen âlemlerin Rabbi'nin elçisisin. Hasır iki yanında iz yapmış," dedi. Bunun üzerine Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem): ”Onlar, lezzetleri dünya hayatında peşin verilmiş toplumlardır. Biz ise, lezzetimiz âhirete bırakılanlarız."(5) buyurdu.

5- Hadisi; Buhârî, Müslim ve Tirmizî tahric ettiler. Bunun, uzun bir hikâyesi var. Bkz. Câmiu'l-Usûl, 2/407.

Âişe (radıyallahü anh) şöyle demiştir: ”Muhammed ailesi, Rasûlüllah vefat edinceye kadar iki gün üst üste arpa ekmeğinden doymamıştır. Ondan sonra ihdas edilen ilk bid'at, doymaktır." (6)

6- Hadisi, Buhârî ve Müslim, bu (son) ilâve ”ondan sonra ihdas..." bölümü olmadan tahric etmişlerdir. Bkz. Câmiu'l-Usûl, 4/683.

Yine Hazret-i Âişe şöyle der: ”Bizim üstümüzden, bir iki ay hiç ateşimiz yanmadan geçerdi. Yediğimiz, su ve hurmadan ibaretti. Şu kadar var ki Allah bize, Ensar'ın kadınlarını ihsan etti. Onlar hayırlı kadınlardır. Bazen bize süt ikram ederlerdi." (7)

7- Hadis, Buhârî ve Müslim'de müteaddid rivayetlerle mevcuttur. Müslim'deki Âişe'den gelen bir rivayete göre; o, Urve'ye şöyle demiş: ”Ey kızkardeşimin oğlu! Biz hilâle bakardık, sonra yine hilâle yine hilâle bakardık. İki ayda üç hilâl görürdük. Rasûlüllah'ın odalarında hiç ateş yanmazdı." Urve der ki: ”Teyze, neyle yaşıyordunuz?" dedim. ”İki siyahla; su ve hurmayla. Ancak Rasûlüllah'ın Ensar'dan komşuları vardı. Onların develeri vardı. Rasûlüllah'a onların sütlerinden gönderirlerdi. Biz de onu içerdik." dedi. Bkz. Câmiu'l-Usûl, 4/683.

Câbir b. Abdullah şöyle demiştir: Hazret-i Ömer, elimde bir parça et gördü. ”Bu ne ey Câbir?" dedi. ”Canım et çekti, onu satın aldım," dedim. ”Sen canının her çektiği şeyi satın alır mısın? Ey Câbir! 'Siz bütün zevklerinizi dünya hayatında harcadınız,' âyetinden korkmuyor musun?" dedi.

Ebû Hureyre (radıyallahü anh) şöyle der: ”Suffe ashabından yetmiş kişiyi gördüm.

Onların hiçbirisinin üzerinde gömlek yoktu. Ya bir peştemai ya bir örtü vardı. Onu boyunlarına bağlarlardı. O kumaştan bazısı bacaklarının yarısına, bazısı topuklarına kadar ulaşıyordu. Peştemali kısa olanlar, avret yerinin görünmesi endişesiyle, iki tarafını eliyle tutarlardı. ”

20 ﴿