28

Allah'ı bırakıp da, kendilerine yakınlık sağlamak için edindikleri tanrılar, onlara yardım etselerdi ya! Yani kendileriyle, Allah'a yaklaşmayı umdukları tanrıları onlara yardım edip, azaptan kurtarsa ya onları! Çünkü müşrikler: ”...Biz onlara, ancak bizi Allah'a yaklaştırsınlar diye tapıyoruz..." (Zümer: 3) ”...Onlar, Allah katında bizim şefaatçilerimiz..." (Yunus: 18) diyorlardı. Bu ifade, onlarla bir nevi alaydır.

Ama hayır, onlar kendilerinden kayboldular. Bu ikinci bir alaydır. Yani sanki, onlara yardım etmemeleri, kayboluşları sebebiyledir. Ya da onlar yok oldular. Yani onlardan tümüyle yok oluşları ortaya çıkmıştır.

Bu, ilâhlarının yok olması ve yardım edememeleri

onların yalanları yani, onları ilâh edinmelerinin eseri ve şirk koşmalarının sonucu

ve uydurup durdukları şeydir. Yani Allah'a karşı iftiralarının veya Allah'a iftira etmekte oldukları şeyin eseridir.

Âyet işaret ediyor ki, sebepler ve vesileler iki çeşittir:

1- Allah'ın, kulun kendisine ulaşmaya vesile edinmesine izin verdiği şeyler: Peygamberlerin getirdikleri vahiyler ve taatler bu kabildendir. Bunlar, hidayet sebepleridir. Nitekim Allah (celle celalühü) bir âyette ”O'na vesile arayınız." (Mâide: 35) bir başka âyette de: ”Sadıklarla birlikte olunuz." (Tevbe: 119) buyurmuştur.

2- Allah'ın izin vermediği vesileler: Putlara tapmak ve benzeri şeyler de bu kabildendir. Bunlar, âyetlerin bildirdikleri üzere hevâ ve hevesin sebepleridir. Ayrıca Allah (celle celalühü), kul; tesirin sebeplerle değil, kendisinden olduğunu bilsin de yakınlaşsın diye sebepler dolayısıyla değil, sebeplerin yanında yapar.

28 ﴿