29Kavmine hatırlat. Hani Biz, bir vakit cinlerden Kur'an dinlemeleri takdir edilmiş olan bir gurubu, Kur'an dinlemeleri için sana yöneltmiştik. ”Gurup" diye Türkçeye çevirdiğimiz ”nefer" kelimesi, ” on kişiden daha az olan topluluk" demektir. Râğıb, bu kelimenin: ”Savaşa çıkma gücüne sahip olan erkekler topluluğu" anlamında olduğunu söyler. Cin, bize görünmeyen yaratıklardandır. Onlar, üç çeşittir: 1- Hayırlılar; bunlar meleklerdir. 2- Şerliler; onlar şeytanlardır. 3- Ortada olanlar; bunlar da cinlerdir. İçlerinde iyi olanlar da, kötü olanlar da vardır. Onlar, onun okunması esnasında Kuranın huzuruna geldiklerinde birbirlerine: 'Susun' konuşmayı kesip onu dinleyin dediler. Bu söz; cinlerin de, insanlar gibi boş ve fuzuli şeylerle de meşgul olduklarına işaret etmektedir. Kur'an'ın okunması bitince, uyarıcı olarak kavimlerine döndüler. Yani, Kur'an'a inandılar, duyduklarını kabul ettiler ve uyarıcılar olarak kavimlerine döndüler. Onların bu nitelikle dönmeleri, Hazret-i Peygamberin elçileri olmalarını gerektirmez. Çünkü bir şahsın peygamber veya birisi tarafından elçi olmadan da uyarıcı olması caizdir. Cinler açısından uyarıcılık, peygamberlik dışında bir niteliktir. Rivayet edildi ki: Cinler kulak hırsızlığı yaparlardı. (Gizlice dinlerlerdi.) Gökyüzü onlara kapatılıp, alevlerle taşlandıklarında: ”Bu, yeni bir olaydan ötürü oluyor," dediler. Nusaybin cinlerinin ileri gelenlerinden yedi veya altı kişilik bir gurup, liderleri ile birlikte kalkıp yola çıktı. -Nusaybin, Rabia mıntıkasında bir yerdir. Orasınm Suriye'de veya Yemen'de bir yer olduğu da söylenmiştir.- Tihâme'ye kadar vardılar. Sonra, Ukâz Panayırı'nın yanındaki, Nah le Vadisine geçtiler. Orada, Rasulüllah'la karşılaştılar. Onu gece yarısı kalkmış namaz kılar bir vaziyette buldular. O tek başına idi veya yanında sadece azatlı kölesi Zeyd b. Harise vardı. Bir başka rivayete göre Rasûlüllah sabah namazı kılıyordu. Çünkü o zaman Hazret-i Peygamber iki rekât yatsı, iki rekât de sabahleyin namaz kılmakla memurdu. Bu sabah namazı. Miraç Gecesi farz kılınan beş vaktin birisi olan sabah namazı değildi. Çünkü, alevler atılarak cinlerin gökyüzünden haberler almasına engel olmak, vahyin ilk yıllarında idi. Miraç gecesi ise bu olaydan yıllarca sonradır. Cinler anılan gecede, Rasûlüllah'ın okuduğu Kur'an'ı dinlediler. Efendimiz, ”Tâhâ" sûresini okuyordu. Bu olay, Hazret-i Peygamber, İslâm'a yardımlarını ve muhaliflerine karşı koymalarını istemek için gittiği ama olumlu cevap alamadığı, üstelik ayak takımlarım üzerine salıp şiddetli acılar verdikleri, ayakları kan revân içinde kalıncaya kadar taşlattıkları Tâif Seferi'nden sonra olmuştu. Hazret-i Peygamber, Tâif te bir ay on gün kaldı. Onları İslâm'a davet etti. Sonra bir kaç gün de Nahle'de kaldı. Mekke'ye girmek istediğinde Zeyd: ”Kureyş seni çıkarmışken, yani senin çıkmana sebep olmuşken -sen onlardan yardım istedin, yardım etmediler- onların yanına nasıl gidersin?" dedi. Rasûlüllah: ”Ey Zeyd! Allah, gördüğün şey için bir çıkış ve ferahlık verecektir. Şüphesiz Allah, dinine yardım edecek ve onu üstün kılacaktır" buyurup, Hirâ Dağına doğru yürüdü. Bedir Savaşı'ndan yedi ay kadar önce, Müslüman olmadan ölen, Mut'ım b. Adiye haber gönderdi. Ona: ”Ben senin emanınla Mekke'ye girmek istiyorum," dedi. O şahıs, Rasûlüllah'ın bu isteğini kabul etti. Efendimiz de Mekke'ye yöneldi. Sonra Mut'ım ve oğulları -ki onlar altı veya yedi kişi idiler- silâhlanıp çıktılar. Mescid-i Harâm'a geldiler. Mut'ım hayvanının üzerinde ayağa kalkıp: ”Ey Kureyş! Ben Muhammed'e eman verdim. Kimse ona eziyet etmesin," diye bağırdı. Sonra Rasûlüllah'a haber gönderip, girmesini söyledi. O da girip, Mescid'e gitti. Mescid'i tavaf edip namaz kıldı. Sonra evine yöneldi. Mut'ım ve oğullan da, Hazret-i Peygamberle birlikte, tavaf ettiler. Eman verdikleri kişiyi korumak, Arapların âdeti idi. Bu yüzden Ebû Süfyan: ”Senin eman verdiğine, biz de eman verdik?" demişti. Cinlerin o gece Rasûlüllah'a uğrayıp Kur'anı kerim dinlemelerini Hazret-i Peygamber hissetmedi. Allah (celle celalühü) onların Kur'an dinlediklerini haber verdi. Rasulüllah'la Mekke'de defalarca bir araya geldiklerini bildirdi. İşte bu bir araya gelmelerden birisi de şu olaydır: Cinlerden yedi kişilik bir grup Nahle denilen yerden, davetçiler olarak kavimlerinin yanına geldiler. Sonra, kavimlerinden yüz veya on iki bin kişilik bir toplluk halinde Mekke'ye Hazret-i Peygamber'in yanına uğradılar. Mekke kabristanının bulunduğu Hacun'a kadar vardılar. Bu gruptan birisi Rasûlüllah'a gelip; ”Kavmim Hacım'a geldi. Seninle görüşmek istiyorlar" dedi. Rasûlüllah gecenin bir saatinde görüşmek üzere onlara randevu verdi. Ashabına dönerek: ”Ben, bu gece cinlere Kur'an okumak ve onları uyarmakla emrolundum. Kim benim peşimden gelir?" dedi. Bu sözü üç kez tekrarladı. Abdullah b. Mesûd'un dışında herkes başını önüne eğip sustu. Abdullah ise Hazret-i Peygamber'le birlikte kalktı. Hadisenin devamını Abdullah şöyle anlatır: ”Hacûn mevkiine, Mekke'nin en yüksek yerine kadar gittik. Efendimiz ayağıyla benim önüme bir çizgi çizdi. ”Ben dönünceye kadar buradan çıkma. Çıkarsan kıyamet gününe kadar beni bir daha göremezsin," dedi. - Bir rivayete göre: ”bazılarının seni alıp götürmeyeceklerinden emin olamam" dedi.- Sonra oturup, cinlere ”Ikra' bismi rabbike" veya ”Rahman" Sûresini okudu. Bir ara şiddetli bir gürültü duydum. Efendimizin başına bir şey gelmesinden korktum. Sonra Rasûlüllah bana: ”Bir şey gördünmü?" diye sordu. ”Evet, Sûdan'lı Zuttî'ler gibi kara kara adamlar gördüm" dedim. ”Onlar Nusaybin cinleridir" buyurdu. ”O ara şiddetli bir gürültü duydum. Senin, bastonunla yere vurup 'oturun dediğini duyana kadar, başına bir şey gelmiş olmasından korktum," dedim. Rasûlüllah: ”Cinler, içlerinde öldürülen birisi hakkında beni hakem tayin ettiler. Ben de aralarında adaletle hükmettim" buyurdu. |
﴾ 29 ﴿