|
<3 align="justify" style="text-indent: 33pt; line-height: 19pt; margin: 7pt" dir="ltr">
25
Onlar İbrahim'in yanına girdiklerinde... Onların haberi sana geldi mi? Onlar İbrahim'in yanına girip de 'selâm' demişlerdi. Yani seni selâmlarız demişlerdi. Bu kelimenin başına bir şeyin, öbürünün hemen peşinde olduğunu ifadede kullanılan ”fâ-i tâkîbiyye" getirilmiştir. Cenabı Allah böylece, meleklerin girer girmez selâm verme edebine riayet ettiklerine işaret etmiştir. İbrahim de 'selâm' deyip yani ”aleyküın selâm" dedi. Sanki birisi onların selâmına karşılık, ”İbrahim ne karşılık verdi?" diye sormuş ve cevap olarak ”selâm dedi" denilmiştir. Burada Hazret-i İbrahim'in selâmı, meleklerinkinden daha güzel ve süreklilik ifade eden bir lâfızla ifade edilmiştir. Çünkü meleklerin selâmı nasp işareti olan fetha (üstün) ile harekelenmek suretiyle, fiil cümlesi kullanılarak tabir edilmiştir. Fiil cümlesi süreklilik ifade etmez. Hazret-i İbrahim'in selâmı ise, süreklilik ifade eden isim cümlesine alâmet olan damme (ötre) ile harekelenerek ifade edilmiştir. (Kendi kendine:) 'Bunlar yabancılar' dedi. Yani İbrahim (aleyhisselâm) kendi kendine, onlara hissettirmeden: ”Bu insanları tanımıyoruz, bunlar herbir kimsenin yanında da yabancıdırlar" dedi. Hûd süresindeki: ”Onları yadırgadı" (Hud: 70) sözü, sadece kendi içinde yadırgadı, anlamındadır. Bu âyetteki yabancı bulup yadırgama, Hûd sûresi 70. âyetteki belirtilen öteki kendi içindeki yadırgamadan başkadır. Onlar, insanların oldukları hal ve şekilden başka bir halde idiler. Ebu'l-Aliyye şöyle dedi: ”Onların selâmları, o devirde oralarda yadırgandı. Çünkü 'selâm' kelimesi, o günün insanının selâmı değildir. Çünkü İbrahim (aleyhisselâm) kâfir bir milletin arasında idi. Onlar birbirlerini Müslümanların selâmı ile selâmlamazlardı." |
﴾ 25 ﴿