32

Onlar, ufak tefek hatalar hariç, -bu anlamı veren ”lemem" kelimesi, günaha yakın olan hareket demektir. Küçük günah karşılığında kullanılmaktadır-

büyük günahlardan ve fuhşiyattan kaçınanlardır. Bu cümle, ”iyilik edenler" in sıfatıdır. İster haramları işlemek, ister farzları terk kabilinden olsun günahları terke, en iyi karşılığı elde etmek için müminin devam etmesinin ve onlardan uzaklaşmayı kendisi için bir huy haline getirmesinin gerekliliğini bildirmek içindir. Çünkü günahlardan bir defa kaçınıp, diğer zamanlarda günahlara dalanların bu karşılığı almaya hakkı yoktur. Nafile kabilinden olan iyilikler ise böyle değildir. Bir defa da olsa onu yapan karşılığını alır.

Büyük günahlar, cezası büyük olanlardır ki, o da üzerine özellikle ceza vaadi terettüp edenlerdir. Şirk, genel anlamda zina ve özellikle komşusunun karısıyla zina, adam öldürmek, özel anlamda çocukları öldürmek -buna mev'ûde denilir- tir.

İbn Cübeyr: ”Büyük günahların, kendisinden istiğfar edilmeyenler" olduğunu söyler ve: ”İstiğfarla büyük günah kalmaz, ısrarla küçük günah küçük olarak kalmaz" (9) hadisini buna delil gösterir. Bir başka hadiste: ”Küçümsenen günahlardan sakının" buyurulmaktadır. İbn Abbas bunların yetmişe yakın olduğunu söyler. Bunlarla ilgili geniş bilgi. Şûra süresinde benzerî bir âyetin izahı esnasında geçmişti.

9- Deylemî, Müsnedü'l-Firdevs'de İbn Abbas'tan rivayet etmiştir. Bkz. el-Fethu'l-Kebîr, 3/348.

Fuhşiyat, büyük günahların aşırılarıdır. Zina, haksız yere adam öldürmek ve benzerleri bu cümledendirler. Bu ifade, ta'mîmden sonra tahsîs (önce genel hükmü söyleyip sonra onun içindeki bir özel hükmü ifade) kabilindendir.

Râğıb: ”Fuhş, fahşâ ve fevâhiş söz ve fiillerden kötülük ve günahı büyük olanlardır," der. Küçük günahlar da ”lemem" kelimesi ile ifade edilmiştir.

Âyetin anlamı şöyle olur: ”O mü'minler az ve küçük olanların dışındaki günahlardan sakınırlar. Büyük günahtan kaçınanların, küçük günahları da bağışlanır. Şu hadis buna delâlet etmektedir: ”Kişi büyük günahlardan sakındığı zaman beş vakit namaz, iki cuma ve iki ramazan, aralarındaki küçük günahları silip örterler." (10) Şu âyet-i kerîmeler de aynı hükmü ifade etmektedirler: ”... Şüphesiz iyilikler kötülükleri giderir..." (Hûd: 114) ”Eğer yasakladığımız büyük günahlardan kaçınırsanız sizin küçük günahlarınızı örteriz." (Nisa: 31)

10- Hadisi Müslim ve Tirmizî tahric etmişlerdir. Bkz. Câmiu'l-Usûl, 9/397.

Küçük günah dediğimiz ”lemem" in ne olduğu konusunda başka görüşler de vardır. Şöyle ki: Lemem, kasdî olmayan bakıştır. Ama sonra tekrar bakarsa bu, lemem olmaz. Gözüyle işaret etmek, eliyle dokunmak ve öpmek de lemem sayılır. Nitekim şu rivayet buna işaret etmektedir: ”Nebhan isminde hurma satan bir sahâbinin yanına bir kadın hurma satın almak için geldi. Kadına dükkâna gir" dedi, kucaklayıp öptü. Kadın: ”Kardeşine ihanet ettin, ihtiyacını da elde edemedin" dedi. Nebhân pişman oldu. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'e gitti. Bunun üzerine üzerinde durduğumuz âyet indi.

Veya lemem, akla geliveren yasak şeydir. Yani kişinin azmetmeden kalbine gelen günahtır. Ya da Allah'ın hakkında had ve azap zikretmediği her türlü günahtır.

Bazı âlimlerde lemem ve ilmâm, insanın âdeti ve devamlılığı olmadan, zaman zaman yaptığı şeydir, demişlerdir.

Muhammed b. el-Hanefiyye şöyle der: ”Hayır ve şer azmettiğin her şey lemem'dir. Şu hadis-i şerif bunun delilidir: ”Şüphesiz şeytan için bir lemme (kalpte meydana gelen duygu) melek için bir lemme vardır. Şeytanın lemmesi vesvese, meleğinki ilhamdır." (11)

11- Hadisi Tirmizî tahrîc etti, hasen sahih garîb dedi. Ayrıca İbn Hıbban Sahıh'inde 40 numarada rivayet etti. Bkz. Câmiu'l-Usûl, 2/58.

İbn Abbas (radıyallahü anh) âyetin şu manaya geldiğini söylemiştir: ”Bir kez büyük günah işleyip sonra tevbe etmesi ve günahta ısrar etmemesi hariç. Çünkü Allahü teâlâ  tevbeyi kabul eder." Şu hadis-i şerif İbn Abbasi te'yid etmektedir: ”Allah'ım! Bağışlarsan büyük günahları affet, küçük günah işlemeyen hangi kul var ki." İbn Abbas şöyle der: ”Lemem konusunda Ebû Hureyre'nin Rasûlüllah'tan naklen şu söylediklerinden daha uygun bir şey görmedim: ”Allahü teâlâ  insanoğlu için zinadan bir nasip takdir etmiştir. Şüphesiz bunu idrak edecektir. Gözün zinası konuşmak, dudakların zinası öpmek, ellerin zinası dokunmak, ayakların zinası yürümektir. Gönül ister ve iştah duyar. Cinsel organ da bütün bunları tasdik eder veya yalanlar. ” (12)

12- Hadisi Buharî, Müslim ve Ebû Davud tahrîc etmişlerdir. Bkz. Câmiu'l-Usûl, 2/371.

Şüphesiz Rabbin bağışı bol olandır. Büyük günahlardan kaçınılması sebebiyle, küçük günahları bağışlar.

Akıl sahibine düşen, işlediği isyanlardan pişmanlık duyması, kerim olan Allah'a karşı gaflette olmamasıdır. Allahü teâlâ  her ne kadar bağışı geniş ise de, O'nun yakalaması ve muâhazesi de şiddetlidir. Din, dünya ve âhirette Allah'tan af ve afiyet isteriz.

O sizi, topraktan yarattığı zaman yani babanız Hazret-i Âdem'i yaratmasının zımnında sizi yarattığı zaman

ve siz analarınızın karnında muhtelif şekillerde

cenin halinde iken de, sizin ceninler olduğunuz vakitte

en iyi bilendir. Sizin hiçbir haliniz ve hiçbir ameliniz O'na gizli kalmaz. Lemem de bu cümledendir. Allah'ın geniş bağışlaması olmasaydı bunun vebali ve zararı size dokunurdu.

Centn, ana karnındaki çocuktur. Yani gömülü, kapalıdır. Ayrıca cenin bir şeyde gömülü olan, orada gizli olandır. Bir şeyi örttü anlamında ”cennehü" denilir. Anasından doğduğu zaman, çocuk veya düşük denilir; cenin denilmez.

Eşbah'ta şöyle denilir: ”Çocuk anasının karnında olduğu müddetçe cenindir. Doğduğu zaman erkekse sabî, bulûğ çağına kadar ğulâm (oğlan), on dokuz yaşına kadar şâb (genç), otuz dört yaşına kadar kehl (orta yaşlı), elli bir yaşından ömrünün sonuna kadar da şeyh (ihtiyar) denilir. Bu, sözlüğe göredir. Şeriat nazarında ise buluğa kadar oğlan, sonra otuz yaşına kadar genç, elli yaşına kadar orta yaşlı daha sonra da ihtiyar denilir. Konunun tamamı Ki tabu! - Bezzâziyede mevcuttur.

Eğer ”Çocuk ana karnında iken, adı cenin olduğuna göre, bir de ayrıca ”analarınızın karnında" sözünün ne faydası var?" denilirse, onun faydasının, Allah'ın ilim ve kudretini beyanda mübalâğa olduğunu söyleriz. Çünkü anaların karınları son derece karanlıktır. Ceninin oradaki hâlini bilen Allah'a, insanın hiçbir hâli gizli kalmaz.

O halde kendi kendinizi temize çıkarmayın. Yani durum böyle olunca nefislerinizi tümüyle günahlardan temizdirler diye övmeyiniz. Veya amelin temizliği ve hayrın çokluğu ile övmeyiniz. Aksine lütuf ve bağışından dolayı Allah'a şükrediniz.

Hasan-ı Basrî rahimehullah şöyle der: ”Allahü teâlâ  her nefsin ne yapacağını ve ne olacağım bilir. O halde nefislerinizi tezkiye edip, günahlardan temiz olduğunu söylemeyiniz. İyi ameller sebebiyle onu övmeyiniz. Şüphesiz nefisleri kötülüklerden arındırmak ve iyiliklerle bezemek sırf Allah içinse mutlaka göz önünde tutulacak, hesaba katılacaktır. O sizin bütün hallerinizi bildiğine göre, onu tezkiyeye ne ihtiyaç var ki?"

Kendisini başkalarının tezkiye edip övdüklerine gelince onlar hakkında ”meddahların yüzüne toprak serpiniz" hadisi varid olmuştur. Bundan maksat, övülende bulunmayan niteliklerle övenlerdir. Övmek üç çeşittir:

1- Yüze karşı övmek, nehyolunan budur.

2- Yüze karşı övmez ama bu övgünün ona ulaşacağını bilir. Bu da yasaklanan övgülerdendir.

3- Birisini gıyabında över ve bu övgünün ona ulaşıp ulaşmayacağını mühimsemez. Ya da kişiyi kendisinde bulunan özelliklerle över. Bunda sakınca yoktur.

Ölümden sonra övmekte, Rafızîlerin Ehl-i beyti övmekte yaptıkları gibi aşırılık olmazsa mahzur yoktur.

O bütün kötülüklerden

sakınanı çok iyi bilir.

Denildiğine göre, iyi ameller işleyip sonra da: ”Bizim namazımız, bizim orucumuz, bizim haccımız" diyen insanlar vardı. Bunun üzerine bu âyet nazil oldu.

Bu tür sözlerin hoş karşılanmaması, beğenme veya gösteriş yollu olması halindedir. Ama yaptığı salih amellerin Allah'tan, O'nun tevfik ve yardımıyla olduğuna inanan ve bu sözle övünmeyi kasdetmeyen ise kendi kendini temize çıkaranlardan sayılmaz. Çünkü taâta sevinmek ve onu anmak şükürdür.

32 ﴿