36Yoksa Mûsa'nın ve vazifesini tam yapan İbrahim'in sahifelerindeki, kitaplarındaki kendisine haber verilmedi mi? O bunlardan cahil mi? Hazret-i İbrahim'in vazifesini tam olarak yapmasından maksat, Bakara sûresinde geçtiği üzere, kendileriyle imtihana tabi tutulduğu kelimeleri tamamlayıp yerine getirmesidir. Ya da maksat, ihmal etmeden ve bozmadan, emrolunduğu şeyleri eksiksiz yapmasıdır. Bir kimseye hakkını tam olarak veren birisi için ”evfâhü hakkahû" denilir. Âyette bu manayı ifade eden kelime şeddeli olarak ”veffâ" şeklinde varid olmuştur. Bunun, ahde vefada mübalâğa ve çokluğa işaret için getirilmiş olması caizdir. O zaman anlam: İbrahim Allah'a karşı olan ahdini yerine getirmekte mübalâğa etti," şeklinde anlaşılmalıdır. Hazret-i İbrahim'in böyle bir özellikle anılması onun, başkalarının tahammül etmedikleri şeylere katlanmasıdır. Nemrud'un ateşine sabretmesi bu kabildendir. Hatta ateşe atıldığında Cebrail kendisine gelip: ”Bir ihtiyacın var mı?" diye sordu. Buna ”sana yok" karşılığını verdi. Oğlunu kesmeye, vatanından hicrete, oğlunu ve hanımını hiç ekin olmayan yerde bırakmaya sabretmesi de hep bu kabildendir. Rivayete göre o hergün bir fersah yürür, misafir arardı. Bulursa ikram eder, bulamazsa oruç tutardı. Mûsa (aleyhisselâm)'nın sahnelerinden naklolunan şeyler: ”Sebbih isme rabbike'l-a'lâ" sûresinin sonunda gelecektir. Fethu'r-Rahmân'da böyle izah edilmistir. Hazret-i Mûsa'nın, Hazret-i İbrahim'den önce anılması, onun sahifelerinin -Tevrat'ın- onlar arasında daha meşhur ve daha çok oluşundan dolayıdır. |
﴾ 36 ﴿