39

Şüphesiz insan için, kendi çalıştığından başkası yoktur. ”Çalıştı" diye terceme ettiğimiz ”es-sa'y" sözlükte, süratli yürümek anlamındadır. İster hayır olsun ister şer, bir şeye gayret göstermek manasına da gelir. Âyetin manası şöyledir: ”Hal ve durum şu ki: İnsan için âhirette ancak, dünyadaki amel ve niyetindeki gayreti vardır." Yani bir başkasının günahı ile müâhaze edilmeyeceği gibi onun yaptığı ile mükâfatlandırılmaz da. Bu, kişinin, başkasının ameli ile kendisinden zararı defetmekle yararlanamayacağının beyanının peşinden, başkasının ameli ile bir menfaati celbetme açısından da yararlanamayacağının beyanıdır.

Âyetin zahiri, hiç kimsenin başka birinin amelinden yararlanamayacağına işaret: etmektedir. Ancak âlimler bunun tevilinde ihtilâf etmişlerdir. İbn Abbas'tan bir kimsenin başkasının gayret ve fiili sebebiyle sevap kazanamayacağı rivayet edilmiştir. Bu, dinimizde şu âyetle neshedilmiş bir hükümdür: ”Biz onların nesillerini de kendilerine kattık." (Tûr: 21) Bu âyet delâlet ediyor ki, babalarının salâhı sebebiyle oğullar da cennete girecektir. Küçük çocuk kıyamet günü babasının terazisine konulacaktır. Allahü teâlâ  babaların oğullarına, oğulların babalarına şefaat etmelerine imkân verecektir. Şu âyet buna işaret etmektedir: ”...Baha ve çocuklardan hangisinin size fayda bakımından daha yakın olduğunu siz bilmezsiniz..." (Nisa: 11)

İkrime şöyle der: ”Bütün bunlar, İbrahim (aleyhisselâm) ve Mûsa (aleyhisselâm)'nın kavimleri içindir. Bu ümmet için ise hem kendi çalışmalarının, hem de onlar için çalışanların ecri vardır. Çünkü rivayet edildi ki bir kadın kucağındaki bir çocuğu kaldırıp: 'Ya Rasûl allan! Bunun için hac var mı?' diye sordu. Hazret-i Peygamber: 'Evet, senin için de ecir var; buyurdu."

Bir adam da Hazret-i Peygamber'e ”Benim annem aniden öldü. Onun adına sadaka versem, onun için sevap olur mu?" dedi. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ”Evet" karşılığını verdi.

er-Rebî' b. Enes şöyle der: ”'İnsan için kendi çalıştığından başkası yoktur' hükmü, kâfir içindir. Mü'mine gelince onun için hem kendi çalıştığının, hem de onun için çalışanın çalışmasının karşılığı vardır." Birçok hadis bu görüşe delâlet etmekte ve başka birinin sâlih amelinin sevabının ona ulaşacağına şahitlik etmektedir.

Rivayet edildiğine göre Hazret-i Âişe, kardeşi Abdurrahman'ın vefatından sonra onun için itikâfta bulunmuş ve onun adına köle azad etmiştir.

Sa'd (radıyallahü anh) Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'e: ”Annem vefat etti, onun adına sadaka vereyim mi?" dedi. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): ”Evet," buyurdu. Sa'd: ”Hangi sadaka daha efdaldir?" dedi. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): ”Su içirmek" buyurdu. Bunun üzerine Sa'd bir kuyu kazdı ve onu Allah yoluna vakfetti.

Kurtubî Tezkire'sinde: ” insan için kendi çalıştığından başkası yoktur" âyetinin sadece günaha has olmasının muhtemel olduğunu, Rasûlüllah'ın şu hadisinin buna delil olduğunu söyler: ”Allahü teâlâ  şöyle buyurdu: Kulum bir iyilik yapmaya azmeder de yapmazsa o iyiliği, on katından yedi yüz kadına kadar yazarım. Bir kötülük yapmaya azmeder de yapmazsa, onu yazmam. Yaparsa bir tek günah yazarım. ”

Kur'an-ı Kerim de buna işaret etmektedir. Allahü teâlâ  bir âyette: ”Kim bir iyilikle gelirse, ona o iyiliğin on misli vardır..." (En'am: 160) buyurur. Bu ve benzerleri Allah'ın, kullarına bir ihsanı ve lütfudur. Adaletin gereği, ”İnsan için çalıştığından başkası yoktur," hükmüdür. Ancak bir amele karşılık olarak kat kat sevap vermesi Allah'ın bir lütfü olduğu gibi, O, kuluna dilediği şekilde lütufta bulunur. Kullar için bir haseneye, on katından yedi yüz katına kadar milyonlarca karşılık yazar. Yine Allahü teâlâ  hiçbir amel işlemedikleri halde çocukları cennete sokmak suretiyle onlara lütufta bulunmuştur.

Özetle denilebilir ki: Çalışmaya mukabil olanı, adalet ve karşılık yoluyladır. Çalışma olmadan verileni de lütuf ve katlama yoluyladır. Allah'ın keremi bunlardan daha geniş ve daha boldur. Çünkü O, iyilikleri katlar, kötülükleri siler.

İmamlar namaz, oruç, Kur'an okumak ve sadaka vermek gibi ibadetleri yapıp da sevabını Müslüman bir ölüye bağışlamanın hükmünde ihtilâf ettiler:

Ebû Hanife, bu sevabın ölüye ulaşacağını ve Allah'ın rahmet ve keremi ile ondan faydalanacağını, söyler.

İmam Mâlik ve Şafiî'ye göre bu, sadaka, malî ibadet ve hacda caizdir. Namaz, oruç ve Kur'an okumak gibi diğer ibaretlerde caiz değildir. Bu ibadetlerin sevabı, bizzat yapanadır.

Mutezileye göre ise insanın, hiçbir amelinin sevabını başkasına bağışlaması caiz değildir, ”insan için çalıştığından başkası yoktur," âyetinden dolayı ona ulaşmaz ve fayda vermez. Çünkü sevap cennettir. Bir kimsenin onu, bırakın başka birisine vermek, kendisine alması bile gücü dahilinde değildir. Bir hadiste: ”insan öldüğü zaman şu üç grup hariç ameli kesilir; sadaka-i câriye, faydalanılan ilim ve kendisi için duâ eden sâlih evlât.,"(13) buyurulur.

13- Hadisi Müslim, Tirmizî, Ebû Davud ve Nesâî rivayet etmişlerdir. Bkz. Câmiu'l-Usûl, 11/180.

Kurtubî: ”Kur'an okumak da duâ manas nidadır. Bu Kur'an okumak da, insana çocuğundan, arkadaşından, dost ve mü'minlerden sadakadır," der.

39 ﴿