17

Yemin olsun Biz Kur'an'ı... Bu cümle, yemin ifade eden bir cümledir. Bu surede geçen her dört kıssanın sonunda tekrar edilmektedir. Bununla her bir kıssanın kendisiyle öğüt almması gerektiği hususunda bağımsız ve günahlardan vazgeçme noktasında yeterli olduğunu vurgulamak içindir. Bununla birlikte bu kıssalardan hiç birinden ibret alınmamıştır.

Öğüt alınsın diye yani öğüt alınsın, nasihat alınsın diye

kolaylaştırdık. Yani Yemin olsun Biz bu Kur'an'ı senin kavmine onların kendi konuştukları dilleriyle indirmek suretiyle kolaylaştırdık. Nitekim Yüce Allah, aynı gerçeği: ”Biz onu (Kur'an'ı) senin dilinle kolaylaştırdık ki, düşünüp ibret alsınlar." (Duhan: 58) âyetinde de vurgulamaktadır. Yani Biz onları çeşitli ibretler ve öğüt verici olaylarla bilgilendirdik. O ibretlerin içinde vaadlerimizi ve tehditlerimizi açıkladık.

Hasan-ı Basrî, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'dan naklediyor: ”Yüce Allah'ın 'Yemin olsun Biz Kur'an'ı öğüt alınsın diye kolaylaştırdık' âyet-i kerimesi olmasaydı insanların dili onu okumaya dönmezdi."

Öğüt alan yok mudur? Bu soru, öğüt alanın bulunmadığını ve olmadığını en açık ve en net biçimde ifade etmektedir. Çünkü bu ifade gösteriyor ki, soruyu soran Yüce Allah'a ”evet" diyebilecek hiç kimse yoktur.

Abdullah İbn Mes'ud (radıyallahü anh) rivayet ediyor: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'a ”Öğüt alan yok mudur?" âyetindeki ”Müddekir" kelimesini ”müzzekir" şeklinde okudum. Bunu duyan Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ”fehel min müddekir" şeklinde okudu.

Burhanu'l-Kur'an isimli eserde şu ifadeleri görüyoruz: ”Nuh, Âd, Semûd, Lût kıssalarının ”Benim azabım ve uyarılarım nasılmış?" (Kamer: 16,18,21,30) ifadesiyle bitirilmesi, her bir kıssada korkutma, uyarı ve onların başına gelen belâlar olduğu içindir. Bu sebeple Kur'an'ı ezberleyen ve okuyan, bundan ibret alır ve başklarına da nasihatta bulunur."

17 ﴿