19Allah'a ve peygamberlerine inananlar (var ya), onlar Rableri katında sözü-özü doğru olanlar ve şehitlik mertebesine erenlerdir. Onlar, yüce mevki ve mertebe sahibi olmakla meşhur sıddîkler ve şehitler makamındadırlar. Onlar tasdikte öne geçen ve Allah yolunda şehit olanlardır. Fethu'rrahman'da şöyle dendi: ”Sıddîk, çok doğru söyleyen kişinin sıfatıdır. Bunlar bu ümmetten sekiz kişidirler ve zamanlarında İslâm'a ilk girenlerdir: Ebû Bekir, Ali, Zeyd, Osman, Talha, Zübeyr, Sa'd ve Hamza, dokuzuncuları ise Ömer b. Hattab'dır. Her ne kadar Ömer kırkıncı Müslümansa da, malum samimiyeti sebebiyle Allah onu da bunlar arasına kattı." Denildi ki, şehitlerin de üç derecesi vardır: Birincisi: Düşmana karşı savaşırken şehit olan ki, bunun derecesi en yüksektir. İkincisi: Abdestli iken ölen, cuma gün ve gecesinde ölen, doğum yaparken ölen, gurbette ölen, karın ağrısından, taun hastalığından, yıkıntı altında kalmaktan dolayı ölen, yangın ve boğulma sebebiyle ölen kimseler gibi musibet ve belâ sebebiyle ölenler. Üçüncüsü: Bu âyette genel olarak söylenen mü'minler. Büyüklerden biri şöyle dedi: ”Âyetin manası şudur: Onlar, Allah ve peygamberlerinin haber verdiği her şeye inanıp, tasdik etmede ileri giden, Allah'ın birliğine şehadet eden, kıyamet günü ümmetlerin imanla lehinde veya aleyhinde tanıklık eden kimselerdir." Onların ücretleri ve nurları vardır. Kendileri için vadedilen ücret ve nûr vardır. Büyüklerden biri şöyle dedi: ”Ücret, ancak kazanma yoluyla elde edilir. Kazanç dışında Hak teâlâ'nın sana verdiği ise nûr ve hediyedir. Ona ücret denmez. Bundan dolayı: ”Onların ücretleri ve nurları vardır" dendi. Çünkü ücretleri, kazandıkları şeyler; nurları da Allah'ın kendilerine bu kazançtan dolayı hibe ettiğidir. Böylece ücret müstakil olmamakta ikramla bir arada bulunmaktadır. Ücrette hak etme durumu vardır. Önceki bir amelin kula verilen karşılığıdır. Ecir, ancak nurla beraber olduğu zaman tamam olur. Bu, nerede olursa olsun ilâhî yardımın kulla beraber olması için böyledir. Kulun ücretli (ecir) olarak isimlendirilmesi de işaret etmektedir ki, itaat ve kendinden sadır olan fiillerde kulun da bir payı vardır. Ücret de bu paydan dolayıdır. inkâr edip âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, onlar da cehennemlik olanlardır. Bu kötü sıfatlarla sıfatlanmış olanlar, hiç ayrılmamak üzere cehennemde kalacaklardır. Bu da gösteriyor ki, ebedî cehennemde kalmak sadece kâfirlere hastır. ”Ashâhu'l-cahîm" yani cehennem ehli tabiri bunu ifade etmektedir. Çünkü sohbet (beraberlik) ifadesi, örfe göre devamlılık ifade eder. Küfürden maksat, Allah'ı inkâr etmektir. Bu Allah'a iman etmenin karşıtıdır. ”Âyetleri yalanlamak"tmı murad ise, peygamberlerin ellerindeki ilâhî âyetleri yalanlamaktır. Bu âyetleri yalanlamak, peygamberleri yalanlamak demektir. Bu da imanın ve peygamberleri tasdik etmenin karşıtıdır. Bu âyette onların iki kötü sıfatla sıfatlanması vardır. Onlar ise, inkâr ve yalanlamaktır. |
﴾ 19 ﴿