27

Sonra onların izinden peşpeşe peygamberlerimizi gönderdik.

Onlardan yani Nuh, İbrahim ve onların gönderildiği ümmetlerden sonra veya Nuh ve İbrahim'le aynı zamanda bulunan peygamberlerden sonra peş peşe peygamberlerimizi gönderdik.

"Onların izinden" ifadesindeki onlar zamiri, zürriyete gitmez. Çünkü peygamberler de zürriyyettendir. Yani onlardan sonra birer birer peygamberlerimizi gönderdik.

Meryem oğlu İsa'yı da arkalarından yolladık. Yani İsa'ya dek peygamberleri peşpeşe yolladık. İsa'yı da onlardan sonra gönderdik. İsrail oğullarının ilk peygamberi Mûsa, son peygamberi ise İsa'dır.

Ve ona incil'i verdik. Toptan indirdik.

Kendisine uyanların gönüllerine şefkat ve merhamet koyduk. Havarî ve beraberinde İsâ dinine girenlerin gönüllerine yumuşaklık ve şefkat koyduk. Nasıl ki Ashab-ı Kiram son derece metin ve sert olmasına rağmen mü'minlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı izzetli ise, İsa'ya uyanların gönüllerine de öylece incelik ve şefkat koyduk.

Denildiğine göre: ”Kendilerine İncil'de, eziyet hususunda insanlarla didişmekten onlara karşılık vermekten yüz çevirmeleri ve affetmeleri emredildi. Ayrıca onlara: 'Sağ yanağına tokat vurana sol yanağını da çevir. Ceketini soyana gömleğini de ver,' denildi. Onlar da öldürme ve yaralama suçu için kısas cezası yoktu. Bu emirlere tâbi olurlar, Allah'a itaat ederlerdi. Kendi aralarında Şefkat ve muhabbet üzere yaşarlardı. Yahudiler katılıkla tanımlandıkları halde bunlar rahmetle tanımlandılar."

Uydurdukları ruhbanlığa gelince... İsa'nın taraftarları oldukları halde, ruhbanlık icadedip ona göre yaşamaya kendilerini zorladılar. Yani onların gönüllerine şefkat, merhamet, bir de kendilerinin icadettiği ruhbanlığı koyduk.

"Ruhbanlık", iftar etmeden oruca devam etmek, rahip elbisesi giymek, et yememek, yiyecek, içecek ve evlenmeden uzak durmak, kiliselerde ibadet etmek gibi, kullukta aşırılık demektir. Bu ruhbanlığı icad etmelerindeki sebep şuydu: Zalimler, İsa'nın göğe çekilmesinden sonra mü'minlere hakim oldular. Onlarla üç defa savaştılar. Pek azı hariç hepsi öldürüldüler. Kalanlar da dinlerinde fitneye düşmemek için dağ başlarında ruhbanca yaşamayı tercih ettiler. Bunu, dinleri uğruna kaçarak, kendilerini ibadete vermek ve İsa'nın, geleceğini müjdelediği peygamberi beklemek için yaptılar. Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor: ”...Benden sonra gelecek olan Ahmet adında bir peygamberi müjdeleyen kimse olarak geldim... ” (Saff:6)

Rivayete göre, Cenab-ı Hak Firavun ve askerlerini suda boğduktan sonra, iman eden sihirbazlar, Mısır'daki mal ve ailelerine dönmek için Hazret-i Mûsa'dan izin istediler. O da izin verdi ve onlara duâ etti. Onlar da dağ başlarında ibadete çekildiler. İlk ruhbanlık yapanlar bunlardı. Onlardan bir grup, vefat edinceye dek Hazret-i Mûsa ile birlikte kaldılar. Onlardan sonra ruhbanlık, Hazret-i İsa'nın ashabı tekrar ortaya çıkıncaya kadar kaybolmuştu.

Onu Biz yazmadık. Biz onlara ne peygamberlerinin diliyle ne de kitaplarında böyle bir ruhbanlığı farz kıldık.

Fakat kendileri bunu Allah'ın rızasını kazanmak için icadettiler. Ama buna da gereği gibi uymadılar.

Ruhbanlığı Allah'ın rızasını istemek için icadettiler. Fakat hiçbirisi gereği gibi riayet etmediler, verdikleri sözün icabına uymadılar. Ruhbanlığın, kendilerini Allah'a yaklaştıran bir ibadet olduğunu iddia ettiler. Bu konuda Hazret-i Peygamber'e nisbetle şöyle bir söz varid olmuştur: ”Bana iman edip beni tasdik eden ruhbanlığın hakkını vermiştir. Bana iman etmeyenler ise helak olmuşlardır." (18)

18- Hadisi bu lâfızlarla hiçbir yerde bulamadım. Ebû Ya'lâ Hazret-i Enes'ten rivayet ettiğine göre, Rasûlüllah şöyle buyurdular: ”Kendinizi zora koşmayın. Sonra daha zorluk altına sokulursunuz. Bir kavim kendilerini zora koştu. İşleri daha da sorlaştı. İşte kilise ve havralar onlardan geri kalanlar."“Uydurdukları ruhbanlığa gelince, onu Biz yazmadık." ed-Dürrü'l-Mensûr, 6/178.

Mukâtil b. Süleyman şunu söyledi: ”Hazret-i İsa'nın ashabı, Hazret-i İsa'dan sonra güçsüz kaldılar ve mağaralara çekildiler. Fakat sabredemediler. Domuz eti yeyip, şarap içtiler. Fasıkların arasına karıştılar."

Münâsebât adlı kitapta şöyle dendi: ”Hazret-i İsa'nın ashabından sonra gelen önderler, yüklendikleri şeyleri tam olarak yerine getirmediler. Kusurlu davrandılar, üstelik dinlerinden vazgeçip kırallarının dinine girdiler. Hazret-i İsa'nın dini üzere pek az kimse kaldı. Adağın, Allah'a verilen bir söz olması ve bozmanın helâl olmaması itibariyle Allah onları kınadı. Özellikle de adak Allah'ın rızasını kazanmak niyetiyle yapılmışsa..."

Biz de onlardan iman edenlere mükâfatlarını verdik. Hazret-i İsa'nın ashabından, gerçek olarak inananlara -ki gerçek iman, ruhbanlıklarına uymakla Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'e de iman etmektir. Sırf ruhbanlığa uyduktan sonra, zaten Hazret-i Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)'in peygamberliğinden sonra ruhbanlık boş bir şeydir, açık bir inkârdır. Böyle bir şey için nasıl mükâfat umulur?- Evet gerçek inananlara, kendilerine münasip mükâfatlarını verdik. O mükâfat da Allah'ın rızasıdır.

İçlerinden çoğu da yoldan çıkmışlardır. Ruhbanlığı icad edip sonra da uymayan, Hazret-i Peygamberi inkâr eden pek çok Hristiyan itaatten çıkmıştır. Onlar sözde Yahudi ve Hristiyan olmuşlardır. Hadisi şerifte belirtildiğine göre Hazret-i Peygamber, şöyle buyurdu: ”Ümmetimin ruhbanlığı nedir bilir misin?" Ravi der ki: ”Allah ve Rasûlü en iyi bilir" dedim. Bunun üzerine Rasûlüllah: ”Hicret ve cihâddır" buyurdular." (19)

19- Hadisi, Ahmed b. Hanbel ve Beyhakî şu lâfızla rivayet etti: ”Her ümmet için ruhbanlık vardır. Bu ümmetin ruhbanlığı da Allah yolunda cihâddır," ed-Dürrül'-Mensur, 6/178.

Rivayete göre, sahabeden bir grubu korku ve endişe kapladı. Öyle ki bir kısmı kadınları terketmek, bir kısmı dağ başlarında konaklamak, bazıları da yeme-içmeyi terketmek, diğerleri de başka şeyler yapmak istediler. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) bunların hepsini yasakladı. Çünkü îslâmiyette ruhbanlık yoktur. Visal orucunu yasaklarken şöyle buyurdu: ”Ben sizin gibi değilim. Ben Rabbimin himayesinde geceliyorum. O bana yedirip içiriyor."(20)

"Visal orucu", geceleyin orucu bozmayıp iki gün birbirine bitişik olarak oruç tutulmasına, denir.

27 ﴿