5

Bir zaman Mûsa kavmine: Bu cümle, bundan evvelki cümle de belirtilen, savaşı terketmcnin kötülüğünü anlatan, yeni bir cümledir. Burada bir üslup değişikliği ile Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'a hitabediliyor. Mânâ şöyledir: Ey Müslümanlar! Allah yolunda savaşmak istemeyen müminlere, Mûsa'nın İsrail oğullarını zorbalarla harbe teşvik ettiğinde, söylediği sözün zamanını hatırlatın. Onları, şu sözüyle savaşa teşvik etmişti: ”Ey kavmim! Allah'ın size yazdığı mukaddes yere girin. Geriye dönmeyin, yoksa hüsrana uğrarsınız." (Mâide:21) Fakat İsrail oğulları Mûsa (aleyhisselâm)'nın emrine uymadılar ve şiddetle ona karşı gelerek şöyle söylediler: ”Ey Mûsa! Orada zorba bir toplum var. Onlar oradan çıkmadıkça biz oraya asla girmeyeceğiz. Eğer oradan çıkarlarsa biz de hemen oraya gireriz... Şu halde sen ve Rabbin gidin savaşın. Biz burada oturacağız." (Mâide:22-24) İsrail oğulları bu davranışlarında direttiler ve Mûsa (aleyhisselâm)'ya her türlü eziyeti reva gördüler.

'Ey kavmim! Bu hitap, nezaket ve şefkat ifade eden bir hitaptır. Zaten bütün peygamberlerin ve onları takip eden bahtiyarların durumu budur.

Benim, Allah'ın size gönderdiği elçisi olduğumu bildiğiniz halde...

Yani durum şudur: Elimde meydana gelen mucizeleri rnüşahade etmek suretiyle devamlı ve kesin olarak biliyorsunuz ki, ben sizi dünya ve âhiretin hayırlarına ulaştırmak için Allah tarafından gönderilmiş bir peygamberim. Bu cümlede, geçmiş milletlerin de peygamberlerine eziyet ettiklerini bildirmek suretiyle Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) teselli edilmiştir. Belâ, umumî olursa hafifler. Bir hadisi şerifte şöyle rivayet olunmuştur: ”Allah'ın rahmeti, kardeşim Mûsa'nın üzerine olsun! O, bundan daha fazla eziyetlere duçar olduğu halde sabretti, ”(2) Bu hadisin söylenmesine sebep olan olay şudur: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) Taif ganimetlerini taksim edince bazı münafıklar: ”Bu, adaletli taksimat değildir ve bu taksimatla Hakkin rızası gözetilmemiştir," dediler.

İşte bu sözler üzerine Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)in rengi değişti ve yukarıda anlatılan sözleri söyledi.

Size emrettiğim hususlarda bana muhalefet etmek ve karşı gelmekle

Niçin beni incitiyorsunuz?' demişti. İncitme ve eziyet, insana ulaşan zarardır. Bu zarar, hayatı hakkında, bedeni hakkında, malı ve mülkü hakkında olabildiği gibi, dinî ve dünyevî de olabilir.

Onlar yoldan sapınca Âyetteki ”zaga" kelimesinin mastarı olan ”Zeyğ", doğruluktan sapmak anlamındadır. Onlar, Mûsa (aleyhisselâm)'nın getirdiği haktan sapmakta ısrar ettiler ve ona devam ettiler.

Allah da onların kalplerini saptırmıştı. Yani onlar kendi iradelerini azgınlık ve sapıklığa sarf ettikleri için Allah da kalplerini, Hakki kabullenmekten ve doğruya yöneltmekten alıkoydu.

Râğıb, Müfredat isimli kitabında der ki: ”Onlar, istikametten ayrılınca Allah da kendilerine böyle muamele yaptı."

Allah, fâsıklar topluluğunu doğru yola iletmez. Allah, itaatten ve hak yoldan ayrılıp azgınlıkta direten kimseleri, arzu edilen hedefe ulaştıracak hidayete eriştirmez. Âyetteki (asıklardan maksat, fâsıklar cinsidir. Yani tüm fasıklardır. Böyle olunca Mûsa (aleyhisselâm)'ya karşı gelenler de öncelikle bu hükme dahildirler. Cenab-ı Hak şu âyetlere göre onları, fısk, ile niteledi: ”...Bizimle bu fâsık topluluğun arasım ayır. ...Sen de fâsıklar topluluğu için üzülme." (Mâide:25-26)

Fahreddin Râzî der ki: ”Bu âyet, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'a yapılan eziyetin ne kadar büyük bir günah olduğunu ifade ediyor, O kadar ki ona yapılan eziyet, kalplerin hidayetten sapmasına ve hatta küfre kadar götürür."

Hazret-i Peygambere eziyeti ma'rûfu emreden ve münkerden sakındıran âlimlere yapılan eziyet takip eder. Çünkü âlimler peygamberlerin vârisleridirler. Bu itibarla ulemaya yapılan eziyet, peygamberlere yapılan eziyet hükmündedir.

5 ﴿