10Herhangi birinize ölüm gelip de: ’Rabbim! Beni yakın bir süreye kadar geciktirsen de sadaka verip iyilerden olsam' demesinden önce, size verdiğimiz rızıktan harcayın. Size vermiş olduğumuz rızıklardan birkısmını, onun size gelişini kendinizden bilmeyerek, ebedî âleme sermaye olması için in fak edin. Emrin zahirine bakacak olursak maksat, farz olan infak yani zekâttır. Fakat infakın her çeşidini kapsadığını söylemek daha yerinde ve makama daha uygun olabilir. "Ölüm gelmeden evvel" demek, ölümün işaret ve alâmetlerini görmeden evvel demektir. Âyette nesnenin özneden önce anılması, zikredilenlere ihtimam ve gelecek olanlara teşvik içindir. ”Size ölüm gelmeden evvel" denmedi de ”herhangi, birinize ölüm gelmeden evvel" dendi. Bu ifadede şuna işaret vardır. Ölüm onlara ayrı ayrı gelir ve tümünü kuşatır. "Yakın bir süre"den maksat, kısa bir an, az bir zaman demektir. ”Sadaka verip iyilerden olsam" sözü şuna işaret ediyor: Sadaka vermek, iyi olmaya ve kulluğa sebeptir. Nitekim sadaka vermemek, bozulmaya ve helak olmaya sebeptir. Abdullah İbn Abbas (radıyallahü anh)'ten şöyle rivayet olunmuştur: ”Bir kimsenin zekât verecek kadar serveti olduğu halde zekâtını vermez, farz olan haccını yapmazsa ölüm anında tekrar dünyaya dönmeyi Allah'tan ister." Bu söz üzerine bir adam dedi ki: ”Ey İbn Abbas! Allah'tan kork. Tekrar dünyaya dönmeyi kâfirler ister." Bunun üzerine İbn Abbas: ”Ben size bu hususta Kurandan âyet okuyacağım," dedi ve üzerinde durduğumuz bu sûrenin 9. ve 10. âyetlerini okudu.(5) İtiraz eden adam: ”Ey Abdullah İbn Abbas! Ne kadar mal, zekâtın farz olmasını gerektirir?" dedi. Abdullah İbn Abbas: ”İki yüz dirhem gümüş ve daha fazla olan mal" dedi. O adam: ”Ne kadar servet, hac yapmayı gerektirir?" dedi. İbn Abbas: ”Gidip gelinceye kadar yetecek azık ve binit," dedi. Bu âyet, mü'minler ve ehi-i kıble hakkında inmiştir. Bununla beraber kâfirlere de bir dokundurma ve taşlama vardır. Tekrar dünyaya dönme temennisi yalnız kâfirlere ait olmayacak, kulluğunda noksanlık yapan herkes bunu temenni edecektir. Âlimlerden biri dedi ki: ”Bu âyette, zekâtın bir an evvel verilmesinin vacip olduğuna delâlet vardır. Çünkü ölümün her an gelme ihtimali vardır. Diğer ibadetler de böyledir. Zaman gelince geciktirilmemelidir." Her zaman zekâtı geciktirmeden vermek müstehaptır, evlâdır. Bundan dolayıdır ki, bazı müctehidler Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'ın: ”İlk vakit, Allah'ın maşıdır," sözüyle amel ederek, zekâtın farz olduğu ilk anda verilmesini tercih etmişlerdir. Böyle yapmakta, Cenab-ı Hakkin rızasını alma düşüncesi vardır. Çünkü insan, son vakte yetişip yetişemeyeceğini bilemez. |
﴾ 10 ﴿