12

Allah, yedi kat göğü... ”Yedi kat gök" anlamındaki ”seb'a semâvât", yaratıcısının kudretinin kemalini ifade için belirsiz olarak getirilmiştir.

Ve yerden de onlar kadarını yani sayı bakımından yedi kat gökyüzü kadarını

yaratandır.

Yeryüzünün tabakalarının nasıl olduğu konusunda ihtilâf edilmiştir. Cumhura göre, bundan maksat, birbirleri üstünde yedi tabaka yerdir. Her iki yer tabakası arasında semaların katları arasındaki gibi mesafe vardır. Dahhâkin dediğine göre, bu katlar birbirlerine bitişiktir. Aralarında gökyüzünün aksine su katmanı veya başka şeylerden bir boşluk ve aralık yoktur.

Kurtubî der ki: Birinci görüş daha doğrudur. Çünkü hadisler bu görüşün doğru olduğunu göstermektedir. Nitekim Buharı ve daha başkalarının rivayetine göre Ka'b, Mûsa (aleyhisselâm) için denizi yaran Allah'a yemin ederim ki, Su hey bin bana rivayet ettiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) içerisine girmek isdediği bir köy gördüğü zaman mutlaka şöyle derdi: ”Ey yedi kat semanın ve onların kapladıklarının Rabbi, yedi kat yerin ve onların üstündekilerin Rabbi, şeytanların ve onların saptırdıklarının Rabbi, rüzgârların ve savurduklarının Rabbi olan Allah'ım! Senden bu köyün, ahalisinin ve içindekilerin hayrını istiyorum. Ahalisinin ve içindekilerin şerrinden sana sığınıyorum."

Katâde, Hasen vasıtasıyla Ebû Hureyre'den şöyle rivayet etmiştir: ”Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) otururken üzerlerinde bir bulut beliriverdi. Bunu görünce: ”Bu bulutun ne olduğunu biliyor musunuz ” buyurdu. Aslı ab: ”Allah ve Rasûlü en iyi bilir,' dediler. ’Bunlar yerin zaviyeleri (köşeleri) dir. Allah onları kendisine şükretmeyen ve ona dua etmeyen bir millete doğru sürüyor,' buyurdu ve: ’Üzerinizdekinin ne olduğunu biliyor musunuz?'' diye ekledi. Ashâb-ı kiram: ’Allah ve Rasûlü en iyi bilir," dediler. Rasûlüllah: ’O gökyüzü, korunan bir tavan ve birleştirilmiş kör bir denizdir. Sizinle onun arasında ne olduğunu biliyor musunuz?'' buyurdu. Yine: ’Allah ve Rasûlü en iyi bilir,' dediler. Allah'ın Rasûlü: ”Onunla sizin aranızda beş yüz yıllık mesafe vardır. Onun üstünde ne olduğunu biliyor musunuz?' buyurdu. Ashab: ’Allah ve Rasûlü en iyi bilir' dediler. Rasûlüllah: ’Onun üstünde iki gök vardır. Herbirinin uzaklığı, yerle gök arası kadardır. Onun üstünde ne olduğunu biliyor musunuz?' buyurdu. Ashâb-ı kiram: ’Allah ve Rasûlü en iyisini bilir,' dediler. Allah'ın Rasûlü: ’Bunun üstünde de Arş vardır. Onunla gökyüzünün arasındaki uzaklık, iki sema arasındaki uzaklık gibidir. Peki sizin altınızda ne olduğunu biliyor musunuz?' dedi. Ashab: ’Allah ve Rasûlü en iyi bilir,' dediler. Bunun üzerine Peygamberimiz: ’Altınızda yer, onun altında da başka bir yer vardır, ikisinin arasındaki mesafe beşyüz yıllık yoldur. Muhammed'in canı elinde olan Allah'a yemin ederim ki eğer siz bir iple sarkıtıl saydınız Allah’a ulaşırdınız.' buyurdu. Sonra: ’O ilktir, sondur, zahirdir, bâtındır, O her şeyi bilendir,' (Hadîd: 3) âyetini okudu."(14)

el-Makâsıdu'l-Hasene'de, şöyle denilmektedir: ”‘Eğer siz bir iple en tabandaki yere sarkıtılsaydınız, Allah'a ulaşırdınız,' sözünü bazı âlimler Allah'ın ilmine, kudretine ve hükümranlığına ulaşırdınız diye tefsir etmişlerdir. Allah'ın ilmi, kudreti ve hükümranlığı her yerdedir. Allah ise, Kitabında nitelediği üzere Arşın üzerindedir."

Şeyhimiz der ki: ”Bu sözün anlamı şudur: Şüphesiz Allah'ın ilmi tüm kıtaları kaplamıştır. Allah'a ulaşmaktan maksat, Allah'ın ilmine ulaşmaktır. Allahü teâlâ  mekânlarda ikametten münezzehtir. O, mekânlar yaratılmadan önce de vardı."(15)

Ayetin ”yerden de onlar kadarını" bölümü ile ilgili olarak İbn Abbas'tan şu izah nakledilmiştir: ”Yedi kat yer, her bir yerde sizin Peygamberiniz gibi bir peygamber var. Âdem'iniz gibi bir Âdem, Nuh'unuz gibi bir Nuh, ibrahim'iniz gibi bir İbrahim, İsa'nız gibi bir İsa vardır." Bu haberi Hâkini, Müstedrek'te rivayet edip ”isnadı sahih" dedi. Beyhaki de ”isnadı sahih ama şâz" şeklinde değerlendirdi. Bir haberin isnadının sahih oluşu, onun metninin de sahih olmasını gerektirmez. Bazan senedi sahih olan bir haberde, sıhhatine mani bir şey bulunur. O zaman o haber zayıf olur. (16)

Emir, yani Allah'ın emri,

bunların yani yedi kat gök ve yedi kat yerin

arasında inip durmaktadır. Görünüşe göre bu cümle, Allah'ın hükmünün cereyanını ve emrinin semaların en üstü olan yedinci kat ile yerlerin en altı olan yedinci kat yer arasında geçerliliğini haber vermek için söylenmiş müstakil bir başlangıç cümlesidir.

Böylece siz, Allah'ın her şeye muktedir olduğunu bilirsiniz. Yani Allah bunu, anılanlara gücü yetenin, içlerinde hesap ve ceza için diriltmenin de bulunduğu her şeye kadir olduğunu bilesiniz diye yaptı. Böylece onun emrine itaat eder, hükmünü kabul eder, şekavetten kurtulup saadeti kazanmak için çalışırsınız

ve kudretiyle kuşattığı gibi

ilmiyle de

her şeyi kuşattığını bilesiniz. Çünkü bütün bu anılan fiillerin, böyle olmayan bir varlıktan sadır olması mümkün değildir.

"Kuşatmak" diye terceme ettiğimiz ”el-ihâta" en üst seviyede bilmek anlamındadır. O'nun ilminden ve kudretinden hiçbir şeyin asla dışta kalmadığını da bilmeniz içindir. Âyetin sonundaki ”ilmen" kelimesi, temyiz olarak mensuptur. ”O'nun ilmi görülen ve görülmeyen her şeyi kuşattı," demektir.

Yaratıcı ve mâlik olan Allah'ın yardımı ile Talâk Suresi'nin tefsiri sona erdi.

12 ﴿