51

O inkâr edenler zikri Kuran'ı

işittikleri zaman neredeyse seni bakışlarıyla yere devireceklerdi. Âyette murad edilen mana şudur: Onlar sana olan şiddetli düşmanlıklarından dolayı sana öfke ile göz ucuyla bakarlar. Öyle ki neredeyse senin ayağını kaydırıp yere atacaklar. Bu sadece ve sadece, Kur'an'ı işittikleri zamanki öfke ve kinlerinden dolayıdır. Araplar böyle öfke ile bakanlar için ”Bana öyle bir baktı ki, gücü yetseydi neredeyse bakışıyla yere yatıracaktı" derler. İşte âyette murad edilen mana bu kabildendir. Yahut da mana şudur: ”Neredeyse sana nazar değdireceklerdi." Çok nazarı değen insana ”ayyân" derler. Bir hadis-i şerifte ”Göz yani nazar değmesi haktır." (24) buyurulmuştur. Bu, gözün bakılan şeydeki eseri vâkîdir, mevcuttur, anlamındadır.

24- Hadisi Buharı ”Şüphesiz göz haktır" şeklinde tahric etmiştir. Bkz. Câmiu'l-Usûl, II 583.

Yâkûp (aleyhisselâm) oğullarına, güzellik, güç ve uzun boy verildiği için kendilerine nazar değmesinden korkmuş ve şöyle demişti: ”Ey oğullarım! Hepiniz bir kapıdan girmeyin. Ayrı ayrı kapılardan girin, dedi." (Yûsuf: 67) Onlara, göz değmemesi için birbirlerinden ayrılmalarını emretti. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), Hazret-i Hasan ve Hazret-i Hüseyin'i korumak için: ”Her şeytandan ve zehirli hayvandan, her kem gözden Allah'ın tam kelimelerine sığınırım," der ve: ”İbrahim, İsmail ve İshak peygamberler de böyle derlerdi," buyururdu. (25)

25- Hadisi Ebû Davud ve Tirmizî, Tıb'da, Ahmed b. Hanbel de Müsned'de tahric etmişlerdir. 1/236.

Ubâde b. Samit (radıyallahü anh) şöyle demiştir: Günün ilk saatlerinde Hazret-i Peygamberin yanına girdim. Onu çok acdı buldum. Akşam üzeri tekrar uğradım, afiyette buldum. Buyurdu ki: ”Bana Cebrail (aleyhisselâm) geldi ve rukye yaptı.’Allah'ın adıyla, sana eziyet veren her şeyden, her gözden her kıskançtan ve kasetçiden şifa diliyorum. Allah sana şifa versin,' dedi." (26)

Rukye; kişinin Allah'a sığındırması, okuması ve o esnada üflemesidir. Rukye, Arapçadan başka dille olursa veya ne ile yapıldığı bilinmezse mekruh görülmüştür. Herhalde bu, içerisinde sihir veya küfür bulunması endişesiyledir. Ama Kur'an'dan bir şey okuyarak veya dua ile yapılan rukye'lerde mahzur yoktur. Bir hadis-i şerifte: ”Eğer kaderin önüne geçecek bir şey olsaydı, göz olurdu," buyurulmaktadır. (27) Yani eğer Allah'ın kaza ve kaderinden başka bir şey helak edici veya zarar verici olsaydı o nazar değmesi olurdu. Çünkü onun zararı çok şiddetlidir. Yine bir hadis -i şerifte Rasülüllah Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: ”Şüphesiz göz, insanı kabre, deveyi tencereye sokar."

Göz değmesine mâni olan şeyler vardır. Onlardan birisi Hazret-i Osman'dan rivayet edilen şu olayda anlatılandır: O, gürbüz bir çocuk gördü. ”Ona nazar değmemesi için çenesinin çukurunu karartınız," dedi.

Nazar değmesine karşı şifa olan şeylerden birisi de şudur: ”Gözünü döndür de bak bir bozukluk görür müsün?" anlamındaki âyeti (Mülk: 3), Fatiha Süresi'ni, Âyetül-Kürsî'yi ve aşağıdaki altı şifa âyetini bir kaptaki temiz suya okur ve hastaya içirir. Şifa âyetlerinin bir bölümünün mânâları şöyledir:

1- ”... Mü'min olan kavmin kalplerine şifa versin." (Tevbe: 14)

2- ”Ey insanlar! Size Rabbinizden bir öğüt, kalblerdeki hastalıklar için bir şifa, müminler için bir hidayet ve rahmet gelmiştir." (Yûnus: 57)

3- ”... Onda insanlar için bir şifa vardır..." (Nahl: 69)

4- ”Biz, Kurandan müminler için şifa ve rahmet olan bir şey indiriyoruz..." (İsrâ:82)

5- ”Hastalandığım zaman, O (bana) şifa verendir." (Şuarâ:80)

6- ”... De ki: O, inananlar için doğru yolu gösteren bir kılavuz ve şifadır..." (Fussilet: 44)

Gözü değen kişiye guslettirilip veya abdest aldırılıp onun suyu ile gözdeğenin yıkanması da nazar değmesine şifa sayılmaktadır.

Denildiğine göre nazar değmesinin sebebi şudur: Bir şeye bakan kişi onu güzel bulduğu, beğendiği zaman Allah'a dönmez ve O'nun sanatına bakmazsa Allah, kullarını sınamak için gaflet içinde bakanın cinayeti sebebiyle bakılan şeyde bir hastalık meydana getirir. Sebep olduğu için de bakanı cezalandırır.

Bazıları şöyle derler: ”Bakanın gözünden zehirli bir güç çıkar. Ötekinin gözüne ulaşır. Onu ya öldürür telef eder veya hasta eder. Bunun benzerinin bazı yılanlarda bulunduğu söylenmiştir."

Özetle denilebilir ki, şirk olmayan bir şeyle rukye yapmak meşrudur. Ama gözden sakınmak gerekir. Herhangi bir şeyi gören her müminin onu tebrik etmesi ve: ”...Yaratanların en güzeli olan Allah pek uludur," (Mü'minûn: 14) anlamındaki âyeti okuması gerekir. Bu âyetten sonra ”Allahım! Onu mübarek kıl" der. Çünkü o, bereketle duâ ederse mahzur olan şeyi başka tarafa çevirir.

Nazarının değdiği bilinen birisinin zararını savmak için insanların arasına girmesi engellenir. Alimlerden birisi şöyle demiştir: ”Devlet kendisine, evinden çıkmamasını emreder. Şayet fak irse kendisine yetecek maişeti karşılar. Onun zararını insanlardan uzaklaştırır."

Bu izahtan, cüzzamlıların durumları da anlaşılmaktadır. Bu yüzden bazı yörelerde onlar için özel yerler yapmışlardır ki, insanlara karışmasınlar, bulundukları yerlerde onlarla bir olmasınlar.

Kâfirler Hazret-i Peygamberin durumuna olağanüstü şaşırdıkları, Kur'an'daki eşsiz ilmî güzellikleri bilmedikleri için ve insanları ondan kaçırmak maksadıyla:

'O, mutlaka delidir,' derler. Aslında onun, en akıllıları olduğunu bilirler.

Görünen o ki bu, ”Ey kendisine zikir (Kur an) indirilen! Şüphesiz sen delisin." (Hicr: 6) demelerine benzer. Nitekim Velîd b. Muğîre, Efendimize ”öğretilmiş deli" derdi. Yani ona cinden biri geliyor ve ona öğretiyor, demek istiyordu. Çünkü onların bâtıl hükümlerinin kaynağı, Hazret-i Peygamber'den duydukları idi. Onların bu iddia ve yargıları, Rasûlüllahın sânının yüceliği ve delilinin açıklığı bildirilerek reddedildi.

51 ﴿