40Şüphesiz o Kur'an, Allah katında değerli olan şerefli bir peygamberin sözüdür. Onun her dediği de haktır. Nitekim Allahü teâlâ : ”O, kendi arzularına göre konuşmaz," (Necm: 3) buyurmuştur. Âyette söz, peygambere nispet edilmiştir. Çünkü ”peygamberin sözü" denilince mutlaka bir göndericinin bulunduğu anlaşılır. O zaman da peygamberin okuduğunun, gönderenin sözü olduğu, peygamberin sadece bir tebliğciden ibaret bulunduğu, belli olur. Burada, sözle peygamber arasındaki tamlama, sözün sadece tebliğ bakımından peygambere ait olduğuna işaret eder. Çünkü peygamberin işi, kendisinden bir şey ortaya koymak değil, kendisini gönderenin sözünü aktarmaktır. Buradaki ”peygamber'den murad, Hazret-i Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)'dir. Sonraki ây ellerdeki, elçi (Rasûl) ye mukabil olarak getirilmiş olan; ”şâir" ve ”kâhin" sözleri buna delildir. Çünkü mânâ, onun bir şâir veya kâhin olmayıp peygamber olduğunu ispata yöneliktir. Müşrikler Cebrail'e hiç şâir veya kâhin demediler ki, onun şâir ve kâhin olmadığını ispata gerek duyulsun. Bir görüşe göre de âyetteki ”peygamber"den maksat Cebrail (aleyhisselâm)'dir. O zaman mana şöyle anlaşılır: O Kur'an, değerli bir elçi olan Cebrail'in sözüdür, sizin şâir ve kâhin olduğunu zannettiğiniz ve iddia ettiğiniz Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)'in sözü değildir. Bu durumda maksat, .Kur'an'ın hak olduğunu ve Allah katından geldiğini ispattır. Özetle denilebilir ki: Kur'an, gerçekten Allah kelâmıdır. Onu Levh-i Mahfüz'da açığa çıkarmıştır. Onu semalardan yere indirdiği ve son peygambere okuduğu için mecazî manada Cebrail'in sözüdür. Hazret-i Peygamber onu halka açıkladığı, insanları ona inanmaya çağırdığı ve peygamberliğine delil saydığı için de mecazî manada peygamberin sözüdür. |
﴾ 40 ﴿