51

Şüphesiz o Kuran, hakkında hiç tereddüt olmayan

kesin gerçektir. ”Şüphesiz" ve ”gerçek" diye ifade ettiğimiz ”hak" ve ”yakın" kelimeleri, aynı mânâya gelen iki sıfattır. Birisi, ötekine, bir şeyin kendi kendisine tamlaması kabilinden tamlama yapılmıştır. Bu: ”Hubbu'l-hasîd" terkibinde olduğu gibi tekid için yapılır. Çünkü ”hak", kendisinde hiç şüphe olmayan sabit gerçektir. ”Yakın" de aynı mânâdadır.

Fahreddin Râzî bunu şöyle açıklamıştır: ”O haktır, yakîndir. Yani haktır, içerisinde bâtıllık yoktur. Yakîn (kesin) dir, içerisinde şüphe yoktur. Sonra bu kelimelerden birisi, tekid için ötekine izafe edilmiştir."

Zemahşerî de şöyle der: ”Hakku'l-yakîn,’o, âlim, hakkıyla âlim,' sözüne benzer. Bununla onun hakkındaki kusursuz bilgiyi ifade kastedilir."

Bu konuda Güneydin sözleri de şudur: ”Hakku'l-yakîn, kulun, kendisiyle hakkı bildiği şeydir. O, basiret nuruyla görmesi, onu sadakatle haber vermesidir. Sıddîk-ı Ekber'in şu haberine benzer. Rasûlüllah kendisine: ”Ailene ne bıraktın?" diye sorunca ”Allah'ı ve Rasıılünü" cevabını vermiş, hakla hakikat olduğunu, Allah'tan başka her şeyden ilgiyi kestiğini haber vermiştir.

Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) Harise (radıyallahü anh)'ye: ”Nasıl sabahladın ey Harise?" diye sorduğunda ”gerçek, mü'min olarak" diye cevaplamış, imanının hakikatini haber vermiştir. Hazret-i Peygamber kendisine bu soruyu sordu. Nefsinde davasının büyüklüğünü görünce ve onun için niye böyle hükmedikliği haber verilince: ”Bildin, devam et" buyurdu. Yani imanın hakikatine götüren yolu bildin. O yola sarıl, sonunda ona ulaşırsın. Hazret-i Ebû Bekir'in iddia ettiği konudaki sadâkatini bildiği için, onun durumunu gizli görüyordu.

İşte bu, ”hakkul-yakîn" makamıdır. Yakîn, her türlü şüphe ve karışıklıktan arınmış olan kesin bilgidir. Bunun için Allahü teâlâ nın ilmi, yakîn ile nitelenmez.

51 ﴿