23

Rablerine bakacaklardır. Bakmak, bir şeyi görmek ve anlamak için gözü çevirmektir. Yüzlerin bakmasından maksat, yüzlerdeki gözlerin bakmasıdır. Mahallin anılıp o mahaldeki şeyin kastedilmesi yoluyla söylenmiştir.

Ayetin anlamı şudur: Yüzler, onun dışındaki hiçbir şeyi farkedemeyecek derecede onun güzelliğini incelemeye dalarak apaçık bir şekilde Allah'ı görürler, onu müşahede ederler. Yaratanına bakan bu yüzlerin sevinmeleri ve parlamaları haklarıdır. Ehl-i sünnet âlimlerinin tümü bu âyetin, müminlerin Allahü teâlâ 'yı keyfiyetsiz ve sınırsız şekilde görecekleri mânâsını içerdiğine hamlet mislerdir.

Zemahşerî'nin âyeti, bekleme ve umma şeklinde alıp mu nıinlerin dünyada Allah'tan başka kimseden korkmayıp başkasından bir şey ummadıkları gibi, âhirette de nimet ve keremi başka hiç kimseden beklemedikleri biçimde açıklaması isabetli değildir. Zemahşerî'nin iddiasına şöyle cevap verilebilir: Gerekli bir zaruret yokken sözün hakikatini bırakıp, kinaye yoluna gidilmez. Burada da böyle bir zaruret yoktur. Ayrıca sahih hadisler, hakikî mânânın murad edildiğine delâlet etmektedirler.

Mutezile âlimlerinden kimileri ”bakacaklar" anlamındaki ”nazıra" kelimesinin ”müntezira: bekleyenler" anlamında olduğunu söylemişlerdir. Buna göre ”ilâ" kelimesini, nimet mânâsında müfret bir isim olarak kabul etmiştir. ”Rab" kelimesine izafe edilmiştir. O zaman âyetin anlamı şu şekildeolur: ”O gün yüzler, Rablerinin nimetini beklemektedirler." Bu anlayışa şu şekilde cevap verilir: İster gerçek mânâsı kastedilmiş olsun, İster mahallin anılıp, içindekinin dilenmesi yoluyla göz kastedilmiş olsun, bekleme yüze nisbet edilemez. Ayrıca ”vech" (yüz) kelimesini ”zât" diye tefsir etmek akla aykırıdır. Çünkü beklemek, acılardan elemlerden sayılır. Cennet nimetleri ise cennetlikler için önlerinde hazırdır. Böyle bir izah, nakle de aykırıdır. Şu hadis, yukarıdaki izahı nakzetmektedir: ”Cennetliklerin derecesi en düşük olanları bahçelerine, eşlerine, nimetine, hizmetçilerine ve koltuklarına bin yıllık mesafeden bakanlardır. En üstünleri de Allah'ın yüzüne sabah akşam bakanlardır." Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) bunu dedikten sonra ”Öyle yüzler var ki o gün parlayacaktır, Rablerine bakacaklardır," âyetlerini okudu.

Görüldüğü gibi Efendimiz bakmayı, gözle bakmak ve görmek diye tarif etti Buna göre açığa çıktı ki karşı görüşte olanlar kendi şahsî görüş ve nevalarına uymuşlardır.

Rivayet edildi ki Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) bir gece aya baktı ve: ”Siz şu ayı gördüğ ünüz gibi Rabbinizi göreceksiniz. Onu görmekte birbirini" üzerine yığılmayacak (birbirinize sormayacak) siniz."(5) Yani ”O nerede, bana gösterin," demeyeceksiniz. Aksine herkes onu kendi başına görecek. Hadisteki ”birbiritıiz üzerine yığılmayacaksınız," anlamına ”lâ tezammûne" kelimesi, ”size bir haksızlık gelmez" anlamına gelecek ve inin harfini şeddesiz olarak okuyarak ”lâ tezâmûne" şeklinde de rivayet edilmiştir. Buna göre hadisi şöyle anlamak gerekir: ”Allah'ı bir kısmınız görüp, bir kısmınız görmemek suretiyle haksızlığa uğratılmazsınız. Aksine onu görmekte hepiniz eşit olursunuz.

5- Hadisi Buharı, Müslim, Tirmizî ve Ebû Davucl tahrîc ettiler. Bkz. Cem'u'l-Fevâid, 2/487.

Bu, tüm ümmetin kabul ettiği meşhur bir hadistir. Bununla sabit olmuştur ki, mü in in ler onu keyfiyetsiz ve kemmiyetsiz olarak göreceklerdir. Bu konuda şu söz darbımesel haline gelmiştir: ”Gördükleri zaman, nimeti unuturlar, Mu'tezilelere yazık, onlar ne kadar sapık." Mâlik b. Enes'e: ’Rablerine bakacaklar,' anlamındaki âyet soruldu ve: ’Bazıları bunu, Rablerinin sevabına bakacaklar' şeklinde anlıyorlar, sen ne dersin?" denildi. Mâlik: ”Yalan söylüyorlar, onlar Cenab-ı Hakkın şu sözüne ne diyecekler? 'Hayır, şüphesiz onlar o gün Rablerini görmekten mahrumdurlar.' (Mutaffifîn: 15) İn satıl ar Allah'a gözleriyle bakacaklar. Eğer mü'minler kıyamet günü Rablerini görmeyecek olsaydı, kâfirlere mahrumiyetle azap etmezdi." dedi.

İkdü'l-Ferîd yazarı da şöyle der: ”Bunun dışında bir şeye inanan bid'atçıdır, fasıktır. Bu, istenilene şahitlik etmekte, bid'at ehlinin iddiasını reddetmektedir. Allah'ı görmek en büyük lezzettir. Müslümanlar ondan nasıl mahrum olurlar? O diyar, lezzet diyarıdır. Öyleyse müminin cennet nimetleri içerisinde en büyük gayret ve himmeti, Allah'a kavuşma nimeti olmalıdır. Çünkü bunun dışındakiler basit ve herkes için müşterek olan nimetlerdir."

Ariflerden birisi de şunları söylemiştir: ”Yaratıklar, Allahü teâlâ 'ya en yakın komşudur. Bu, en büyük müjdedir ve mutluluktur. Şüphesiz komşu için mâruf ve meşru bir hak vardır. Onu, Allah'ı bilen âlimler bilir. Komşunun komşu üzerindeki hakkı, keremi ilâhinin gereğine göredir."

Anlatıldığına göre Haccac bir şahsı öldürmek istedi. Adam: ”Benim senden bir istediğim var" dedi. Haccac: ”O ne?" dedi. Adam: ”Seninle birlikte üç adım yürümek" dedi. Haccac istenileni yaptı. Sonra adam: ”Bu beraberliğin hakkı için beni affetmelisin," dedi. Haccac da adamı affetti.

23 ﴿