4

«Müttakîler o zatlardır ki, sana indirilen Kur'ân'a ve senden evvelki peygamberlere indirdiğimiz kitaplara inanır, onları tasdik eder, Allah kelâmı olduğunda asla şüphe etmezler.»

Bu âyet-i celile indirildiği zaman Yahudiler ve Hristiyanlar, biz de gayba îman ediyoruz, namaz kılıyoruz, Allahü teâlâ'nın bize verdiği nimetlerden tasadduk ediyoruz ve biz de onlarla beraberiz, demişlerdi. Bunların iddialarının geçersiz olduğunu, sözlerinde samimî olmadıklarını beyan etmek için Yüce Allah indirmiştir.

Onlar Kur'an'a inanmadılar, Resulüne de inanmadılar ve nefret edip kaçtılar. İmandan çıkıp küfürlerini açığa vurdular. Hakikî mü’minler bütün peygamberleri tasdik ederler, kıyamet gününe, cennete ve cehenneme, sırata, ceza ve mükâfatın amellere göre verileceğine yakînen inanıp tasdik ederler. Hiç bir peygamber arasında ayrım yapmazlar.

Yakin üçe ayrılır: Bir şeyin varlığı gözle görülür, başkalarının haber vermesiyle sabit olur, delillerle varlığı bilinir. Bir şeyi insan bizzat kendi görür ve onun varlığından şüpheye düşmez. Bunu kabullenmesi için başkasına ihtiyaç kalmaz. Çünkü gözüyle onu görmüştür.

Haberle sabit olan yakin: İşitmek suretiyle bir şeyin varlığını kabul etmek demektir. Meselâ Mekke'yi görmediği halde işitme yoluyla varlığını öğrenmiştir. Böylece Mekke'nin varlığı kesinlik kazanmıştır. Bu, haberi sadıktır. Artık Mekke'nin varlığı hususunda en küçük bir şüphe söz konusu değildir.

Delâlet yoluyla sabit olan yakin: Dumanın tütmesi, ateşin var olduğuna delâlet eder. Ateş olmadığı söylense bile, dumanın olması mevcudiyetinin isbatıdır. Bir şeyi isbat eden alâmetler ortada dururken onu inkâr etmek mümkün değildir. Bunda şüphe edilemez.

Müminlerin âhireti görmüş gibi inanmaları ve hiç şüphe etmeden tasdik etmeleri iki yolla olur: Haber-i sadık, delâlet...

a) Allahü teâlâ'nın kitaplarında haber verdiğine, peygamberlerin söylediklerine, kitapların hak olduğuna ve haber verdiği şeylerin gerçek olduğuna, peygamberlerinin sadık olduğuna, sözlerinde hilaf bulunmadığına inanıp tasdik etmek haber-i yakîndir.

b) Delâlet-i yakînin izahı ise şöyledir: Peygamberlerin ve velilerin Allah korkusundan devamlı gözyaşı dökmeleri, Allah'a ibadet ederek nefslerinin arzularından vazgeçmeleri, Allah'ın rızasını kazanmaya çalışmaları açıkça delâlet eder ki, insanlar öldükten sonra tekrar dirilecek, âhiret hayatı başlayacak, herkes dünyada yaptıklarının karşılığını görecektir. Bu şekilde inanıp tasdik etmek delâlet-i yakindir. İnanmayanların bunu inkâr etmeleri hiç önemli değildir. Çünkü her devirde münkir çıkacaktır, inananlar âhiret hayatının varlığında asla şüphe etmezler. Peygamberlerin ve velilerin bu durumu âhiretin varlığını yakinen isbat etmektedir.

Herkesin ölümü tadacağı, kabire gireceği, oradan da âhiret yolculuğuna çıkacağı aynel yakin bir gerçektir. Bunu herkes gözüyle görmekte ve böyle olduğunu bilmektedir.

4 ﴿