|
27 «Onlara Adem'in iki oğlunun kıssasını doğru olarak anlat: İkisi birer kurban sunmuşlar, birininki kabul edilmiş, diğerininki kabul edilmemişti. Kabul edilmeyen "Yemin olsun seni öldüreceğim" deyince, kardeşi: "Allah ancak müttekîlerin takdîmesini kabui buyurur" demişti.» Allahü teâlâ, Kur'an-ı Kerîm'de geçmiş peygamberlerden bazılarının kıssalarını, Hazret-i Peygamber'in ümmetinin ibret alması için nakletmiştir. Bu kıssalarda büyük hikmetler ve ders alınması gereken ibretler vardır. Âdem (aleyhisselâm)'ın iki oğlunun kıssası da, diğerleri gibi, ibret alınması gereken özelliğe sahiptir. Yüce Allah şöyle buyuruyor: «Yâ Muhammed, onlara Âdem'in iki oğlunun kıssasını doğru olarak anlat.» Bu olaydan Hazret-i Muhammed'in ümmeti ibret alsın ve onların düştükleri hataya düşmesinler. Zaten kıssaların nakledilmesindeki hikmetlerden biri de budur. Âdem (aleyhisselâm)'in iki oğlunun kıssası şudur: Âdem ile Havva cennetten çıkarılıp yeryüzüne indirilince bir müddet ayrı yaşamışlar, daha sonra birleşerek bir aile yuvası teşkil etmişlerdi. Bu izdivaçtan Havva anamız hamile kalmış ve her defasında biri kız, diğeri erkek olmak üzere ikiz doğurmuştur. Âdem (aleyhisselâm) zürriyetinin çoğalması için ilâhî emir gereği önce doğan kızla, bir sonraki doğan erkeği, bir sonraki doğan kızla da bir önceki doğan erkeği evlendirecekti. Âdem (aleyhisselâm)'in ilk çocukları Kabil ile kızı Aklıma idi. İkinci doğan çocukları ise Habil ile Leyûzâ idi. Kabil, Habü'le doğan kızı almaz, kendi ile doğan kızı almak ister, bunun için de diretir. Çünkü kendisiyle doğan kız Kabil'le doğan kızdan daha güzeldir. Âdem (aleyhisselâm) çok ısrar eder, ama bir türlü lâf dinletemez. Bunun Allah'ın ,bir emri olduğunu söyler, yine tesir etmez. Kabil babasına «Bu Allah'ın bir emri değildir. Sen, Habü'i benden çok sevdiğin için benimle doğan kızı ona veriyorsun» der. Halbuki Hazret-i Âdem oğullarının arasında Allah'ın emrini icra ediyordu. Kabil babasını dinlemeyip, Allah'a isyan edince Âdem (aleyhisselâm) ona şöyle der: «Her ikiniz de kurban kesin, hanginizin kurbanı kabul olursa Aklîmâ'yı ona vereceğim.» Bunun üzerine her ikisi de kurbanlıklarını hazırlar. Kabil çiftçi olduğu için, kurban olarak ekinin olmuşlarından bir miktar hazırlar. Habil de sürü sahibi olduğu için kurban olarak semiz bir koç alır. İkisi de kurbanlıklarını bir dağın üzerine bırakırlar. O günün kurbanı bugünkünden biraz farklı idi. O zamanlar her şeyden kurban yapılıyor ve kurbanlıklar bir dağın üzerine bırakılıyor ve gökten bir ateş inerek kabul edilenleri yakıyor, edilmeyenleri ise yakmıyordu. Yanmayan kurbanlar kabul edilmeyen kurbanlardı. Kabil ile Habil de kurbanlıklarını bir dağm üzerine koyarlar ve bir köşeye çekilip neticeyi beklerler. Gökten bir ateş inerek Habil'in kurbanını yakar, Kabil'in kurbanı ise olduğu gibi kalır. Kabil buna kızar, kurbanı kabul olsa da, olmasa da kendisiyle doğan kızı Habil'e vermeyeceğini söyler. Böylece Allah'ın emrine karşı gelir. Habil samimidir, kurbanını sadece Allah rızası için yapar. Kabil kurbanında samimi değildir, o sadece menfaatini düşünerek kurban yapar, Allah'ın rızasını düşünmez. Bunun için de kurbanı kabul olmaz. Allah rızası için yapılmayan amellerin hiçbiri kabul olmaz. Kabil, Habil'in kurbanının kabul olduğunu görünce ona hased eder ve şöyle der: «Yemin olsun ki, ben seni öldüreceğim.» Habil «Neden beni öldüreceksin?» der. Kabil «Kurbanın kabul olduğu için seni öldüreceğim» cevabını verir. Habil de «Allah, ancak kendinden korkan müttekîlerin amellerini kabul eder. Ben, Allah'ın emirlerine itaat edip, O'ndan korktuğum için kurbanımı kabul etmiştir. Senin hainliğin ve niyetinin bozukluğu kurbanını kabul ettirmemiştir» şeklinde konuşur. Yüce Allah hâinlerin ve niyeti bozuk olanların amellerini asla kabul etmez. Bazı ilim adamları şöyle demiştir: «Akıllı kimse her zaman amel-i salih işler ve Allah'tan korkar. Ahmak kimse de, Allah'ın azabından emin olarak dilediğini yapar.» Akıllı kimse daima Allah'ın azabından korkar ve O'nun rızasını kazanmak için çalışır. Ahmak kimse de, Allah'ın azabından emin olarak ömrünü boşa geçirir. Mü’min hiç bir zaman Allah'ın rahmetinden ümit kesmediği gibi, azabından da emin olamaz. Hiçbir zaman «Ben, Allah'ın azabından kurtuldum» diyemez. Allahü teâlâ ancak müttekî kullarının amellerini kabul eder. Rivayete göre, Kabil'in kurbanı İsmail (aleyhisselâm) zamanına kadar cennette kalır ve İsmail (aleyhisselâm) babası tarafından kurban edileceği sırada Cebrail tarafından cennetten getirilerek İsmail'in yerine kurban edilir. |
﴾ 27 ﴿