38

«Hırsızlık yapan erkek ve hırsızlık yapan kadının, yaptıklarına karşılık ve Allah'tan bîr azap olmak üzere ellerini kesin. Allah mutlak galiptir, yegâne hüküm ve hikmet sahibidir.»

İslâm nizamı, bütün yönleriyle mütekâmil bir nizamdır. Bu nizamın tabiatına, usulüne, prensiplerine bakmadan, teşriî kaidelerinin hikmetini hakkıyla anlamak asla mümkün değildir. Bu nizam bütünüyle uygulanmadıkça, sadece bir kaç kaidenin tatbiki umulan neticeyi vermez. Çünkü İslâm, parça parça tatbik edilen bir nizam değildir. O, bir bütündür ve tatbikatı hayatın her cephesini ilgilendiren ilâhi bir nizamdır.

İslâm, insanların ahlâk ve vicdanlarını terbiye eder. Hırsızlığa ve bu yoldan elde edilen kazanca karşı çıkar. Hırsızlık, başkasının saklı ve gizli malını almaktır. İşte İslâm hırsızlığa asla müsamaha etmiyor ve bu cürmü işleyen kimsenin en önemli organlarından biri olan elinin kesilmesini istiyor. Aslında İslâm, mensuplarına ceza uygulamayı arzu etmez. Fakat toplumun ahlâkım ve huzurunu bozacak olan ve toplumu ilgilendiren mes'elelere de asla seyirci kalmaz. Toplumun ahlâkını ve huzurunu bozanları, cana, mala, namusa tecavüz edenleri cezasız bırakmaz. Onları en ağır bir şekilde cezalandırır. Bunları cezasız bıraktığı takdirde toplum temelinden sarsılacak, ahlâk bozulacak, huzur kalkacak, aile yıkılacak, mal-mülk heba olacak, can emniyeti kalmayacak ve neticede toplum yok olacaktır. Toplumun bekası, ahlâkın devamı, ailenin selâmeti, mal ve can emniyetinin temini için İslâm, bu ve benzeri cezaî müeyyideleri getirmiştir. Bu fiilleri işleyenler cezalarını gördükleri takdirde, toplumun diğer fertleri bunlardan örnek alacaklar ve böyle bir fiili irtikâp etmekten şiddetle kaçınacaklardır. Böylece toplum kurtulmuş olacaktır. Zaten İslâm, toplumun selâmeti için bu müeyyideleri koymuştur.

Allahü teâlâ, sirkat olayında ilk önce erkekleri, sonra kadınları zikretmiştir. Zira hırsızlığa daha çok erkekler meyyaldir. Kadınları da hırsızlığa iten erkeklerdir. Bu bakımdan âyette önce erkekleri, sonra kadınları zikretmiştir. Fakat zina bunun tersinedir. Yüce Allah, zina mes'elesinde önce kadınları, sonra erkekleri zikretmiştir. Çünkü erkekleri zinaya sürükleyen kadınlardır. Onlar iffetlerine hakim oldukları takdirde zina ortadan kalkacaktır. Bu bakımdan zina cürmünde önce kadınlar, sonra erkekler zikredilmiştir.

Yüce Allah hırsızlık yapan erkek ve kadın için şöyle buyuruyor: «Hırsızlık yapan erkek ve hırsızlık yapan kadının, yaptıklarından ibret verici bir ceza olarak, ellerini kesin.» Hırsızlık yapan kadın olsun, erkek olsun, ceza olarak ellerinin kesilmesini Allahü teâlâ emrediyor. Elbette bu onların yaptıklarının cezasıdır. Durup dururken İslâm, birisinin elinin kesilmesine hükmetmez. Sonra İslâm, her hırsızlık yapanın elini kesmez. İslâm hukukçuları elin kesilmesi hususunda farklı görüşlere sahiptirler. Bunlardan bir kısım hukukçu, âyet-i celîlenin zahirine göre amel etmiş, hırsızın çaldığı mal az olsun, çok olsun elinin kesilmesine hükmetmişlerdir. Bir kısım hukukçular ise «Hırsızın çaldığı mal en az üç akça olacak, eğer üç akçadan az olursa eli kesilmez» demişlerdir.

Hanefî hukukçuları ise «Hırsızın çaldığı mal en az on dirhem olacak. Şayet on dirhemden az olursa eli kesilmez» demişlerdir. Yüce Allah hırsızın elinin kesilmesini, fiillerinin bir cezası olarak emretmiştir, kullarına azap olsun diye emretm emiştir.

Hırsızın elinin kesilmesi için islâm hukukçularının üzerinde ittifak ettikleri hususlar şunlardır: Hırsızlık, başkasının saklı ve gizli malını almaktır. Öyleyse alınan malın değer taşıması lâzımdır. Değer taşımayan bir malı çalanın eli kesilmez. İslâm hukukçuları hırsıza ceza verilmesi için, çalınan malın en az dört dinar olması gerektiği hususunda ittifak etmişlerdir. Çalman şeyin saklı olması ve hırsızın onu saklı bir yerden alması gerekir.

İslâm hukukuna göre açıkta bulunan bir malı çalanın eli kesilmez. Meselâ, emanetçi, kendisine teslim edilen malı çalarsa, eli kesilmez. Hizmetçi de öyledir. Hizmetçi çalıştığı evden bir şey çalarsa eli kesilmez. Tarladaki mahsulü çalan bir insan için de aynı hüküm söz konusudur. Çünkü o mahsul açıktadır. Ortak, ortağının malından bir şey çalacak olsa, eli kesilmez. Zira o malda onun da ortaklığı vardır. Beytül maldan birşey çalanların da elleri kesilmez. Çünkü o malda onların da hakları vardır. Bütün bu durumlarda el kesme cezası verilmez. Fakat cezasız da bırakılmaz. Ancak ta'zir cezası verilir. Ta'zir cezası ise tamamen hâkimin görüşüne bağlı olup, bazan değnek vurmak, bazan hapis, bazan tevbih ve bazan da nasihat yoluyla icra edilir.

El kesme ameliyesi, sağ el bileğe kadar kesilerek icra edilir. Eğer eli kesilen ikinci defa hırsızlık yaparsa, bu sefer sol el mafsallara kadar kesilir. Buraya kadar İslâm fıkıhçıları arasında ittifak vardır. Bu cezalarla yetinmeyip üçüncü defa hırsızlık yapan adama nasıl bir ceza verileceği hususunda İslâm fıkıhçıları arasında görüş ayrılığı vardır. (Bu hususta geniş bilgi edinmek isteyenler, Üstad Ömer Nasûhi Bilmen'in «Hukuk-ı İslâmiye ve Istılahat-ı Fıkhiyye Kamusu» isimli eserine müracaat edebilirler).

38 ﴿