41

«Ey Peygamber, kalbleriyle inanmadıkları halde, ağızlarıyla "İnandık" diyen münafıklarla Yahudilerden o küfür içinde koşanlar seni mahzun etmesin.»

Yüce Allah sevgili Peygamberini, iman etmeyenlerin durumuna üzülmemesi için teselli ediyor. İman, bir nimettir. Allah onu herkese nasip etmez.

Bu âyet-i celîle münafıklardan Ebu Lübâbe hakkında nazil olmuştur: Medine civarında meskûn bulunan Beni Kureyzahlar Peygamberimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) ile yaptıkları andlaşmayı tek taraflı olarak bozmuşlardı. Benî Kureyzahlar Müslümanlar için her an bir tehlike arzetmekteydi. Bu tehlikenin giderilmesi gerekiyordu. Bunun için de ya onların gelip tekrar Peygamberimizle andlaşması gerekiyor veya yerlerinden çıkarılması icap ediyordu. Onlar andlaşmaya yanaşmadılar. Buna göre Müslümanların tedbir alması gerekiyordu. Peygamberimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) Beni Kureyzalıların muhasara altına alınması için sahabeleriyle istişare yapar ve bazı kararlar alır. İstişarede alınan bu kararları Ebu Lübâbe Kureyzalilara iletir ve «Sakın kalenizden dışarı çıkmayın, aksi takdirde Müslümanlar sizi öldürecekler» der. Peygamberimiz Müslümanların sırlarını Kureyzahlara ileten ve onların namına casusluk yapan Lübabe'ye çok üzülür. Allahü teâlâ Peygamberini teselli için şöyle buyurmuştur: «Ey Peygamber, kalbleriyle iman etmedikleri halde, ağızlarıyla «İnandık» diyen münafıklarla Yahudilerden o küfür içinde koşanlar seni mahzun etmesin.» Münafıklar, mü’minleri kandırmak için iman ettiklerini söylerler. Halbuki onlar kalben inanmamışlar, güya mü’minleri kandırmak için sadece dilleriyle iman ettiklerini söylemişlerdir.

«Onlar, durmadan yalan dinleyen, senin huzuruna gelemeyen diğer bir kavm hesabına casusluk edenlerdir. Yerli yerinde söylenen kelimeleri sonradan tahrif edenler "Size böyle fetva verilirse tutun, verilmezse sakının" derler.»

Yahudiler, Peygamberimizin huzuruna gelmedikleri halde, gönderdikleri münafık elçiler vasıtasıyla O'nun söylediklerini öğrenmişler, Peygamberimiz ise, sırlarını başkalarının öğrenmesine çok üzülmüştü. Resûlüllah’ın sırlarını Yahudilere aktaranlar münafıklardır. Yüce Allah bunu şöyle beyan ediyor: «Onlar, durmadan yalan dinleyen, senin huzuruna gelemeyen diğer bir kavm hesabına casusluk edenlerdir.» Münafıkların özelliği budur.

Olay şudur: Hayber Yahûdilerinden bir kadınla bir erkek zina ederler. Tevrat'ta da zinanın cezası recimdir. Fakat Yahudiler Tevrat'ın hükmüne uymazlar ve zina edenleri recm etmek istemezler. Kurayza Yahûdilerine bir mektup yazarak zânileri de mektupla birlikte onlara gönderirler. Mektupta şöyle denir: «Bu zânileri Muhammed'e götürün, o bunlar hakkında ne hüküm verecek bakın. Eğer had cezası uygularsa kabul edin, şayet recim cezası uygularsa kabul etmeyin.» Bunun üzerine Yahudiler zânileri Peygamberimizin huzuruna getirirler ve durumu naklederler. Peygamberimiz, Yahudilere «Sizin kitabınızda zina edenlerin cezası nedir?» diye sorar. Yahudiler «Bizim kitabımızın hükmüne göre zina edenlerin yüzleri siyaha boyanır ve ceza olarak da yüz sopa vurulur» derler. Bu sırada Peygamberimizin yanında Abdullah İbni Selâm da bulunuyordu. Bu zat Tevrat'ın hükümlerini çok iyi biliyordu. Onların yalan söylediğinin de farkındaydı. Derhal kendilerine müdahale ederek «Siz yalan söylüyorsunuz. Kitabınızda zina edenlerin cezası recimdir» der. Yahudiler bir Tevrat getirerek okumaya başlarlar ve içlerinden biri recim âyetini eliyle kapatır. Âyetin üst tarafını ve alt kısmını okurlar, akıllarınca recim âyetini saklarlar. Abdullah işin farkındadır, Tevrat'ı alır onlara recim âyetini gösterir. Bu defa inkâr edemezler ve doğrusunu söylerler. Peygamberimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) de, onlara «Zânilerin her ikisinin recm edileceğini" bildirir. Onlar böylece Resûlüllah'ın huzurundan ayrılıp giderler.

Ebû Hüreyre (radıyallahü anh) şöyle nakletmiştir: «Bir gün Peygamberimizle birlikte oturuyorduk, yanımıza Yahudilerden bir grup geldi. İçlerinden birisinin zina ettiğini söyledi ve hakkındaki hükmü sordu. Meğer onlar zina hakkında Peygamberimizden bir kolaylık istiyorlarmış. Şayet Peygamberimizden bir kolaylık görürlerse, onu kendilerine delil kabul ederek, hükmedeceklermiş. Eğer Peygamberimiz Tevrat'a göre hükmederse onu kabul etmeyeceklermiş. Peygamberimizin huzuruna bu niyetle gelmişlerdi. Peygamberimiz onların sorusuna cevap vermedi hemen kalkıp Yahudi bilginlerinin bulunduğu yere gitti. Biz de beraberindeydik. Peygamberimiz onlara şöyle dedi: «Ey Yahudi cemaati, Musa'ya Tevrat'ı indiren Allah hakkı için size and veriyorum, doğru söyleyin. Kitabınızda zina edenlerin cezası nedir? Yahudi bilginleri bu soruya cevap vermezler. Yanlarında bulunanlar «Bizim kitabımızda zina edenlerin yüzü siyaha boyanır ve ceza olarak da yüz sopa vurulur» derler. Peygamberimiz onların yalan söylediğini çok iyi biliyordu. Bu defa Peygamberimiz, reislerine yemin vererek sorar. Reisleri artık yalana kaçamaz ve zinanın Tevrat'taki hükmünü söyler. Bunun üzerine Peygamberimiz «Niçin Allah'ın emrini bırakıyor da, kendi reyinize göre hükmediyorsunuz?» diye sorar. Bir Yahudi bilgini şöyle cevap verir: «Bizim başkanımızın akrabasından birisi zina yapar ve başkanımız ona ceza vermez, sadece hapseder. Bir başkası da zina eder, melik ona recim cezası tatbik etmek ister. Bu defa onun akrabası razı olmaz ve «Kendi akrabana recim cezası uygularsan, bizimkine de uygula. Kendi akrabana ceza uygulamazsan, bizimkine de uygulayamazsın.» Bundan dolayı «Biz recmi bıraktık, had cezasıyla hükmediyoruz.»

Bunun üzerine Peygamberimiz «Ben aranızdaki kitabınıza göre hükmederim» der. Onlar Peygamberimizin söylediklerini değiştirerek birbirlerine iletirler. Bunun üzerine Allahü teâlâ yukarıdaki âyeti inzal ederek şöyle buyurmuştur: «Yerli yerinde söylenen kelimeleri sonradan tahrif ederler, "Size böyle fetva verilirse tutun, verilmezse sakının" derler.» Yahudilerin, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'e gönderdiği elçiler, aldıkları haberi olduğu gibi, kendi milletlerine iletmezler, değiştirerek anlatırlardı. Üstelik «Biz Muhammed'den böyle duyduk» derlerdi. Yahudiler Tevrat'taki hükümlerin bir kısmını kendi isteklerine göre değiştirmişler, bir kısmını da tamamen yok etmişlerdir. Yahudiler Peygamberimize gönderdikleri elçilere şöyle demişlerdi: «Muhammed, eğer zina edene had cezası uygularsa kabul edin. Recim cezası uygularsa kabul etmeyin.» Allah'a iman etmeyenler, Allah'ın kitabıyla hükmetmezler, kendi istek ve arzularına göre hükmederler.

Yüce Allah yukarda geçen âyetin devamında şöyle buyuruyor:

«Allah'ın fitneye düşmesini dilediği kimse için Allah'a karşı senin elinden bir şey gelmez. İşte onlar Allah'ın kalblerini arıtmak istemediği kimselerdir. Dünyada zillet onlarındır. Onlara âhirette de büyük azap vardır.»

Yâ Muhammed, Allah'ın fitneye düşmesini dilediği kimse için Allah'a karşı senin elinden bir şey gelmez. Sen onu Allah'ın azabından kurtaramazsın. İşte onlar Allah'ın kalblerini arıtmak istemediği kimselerdir. Onlara asla iman nasip olmaz ve küfürleri içinde çırpınıp giderler. Dünyada onlar için zillet, âhirette de büyük bir azap vardır. Bu ceza onların küfürlerinin karşılığıdır. Elbette küfredenler cezalarını göreceklerdir. Onların dünyadaki cezaları Müslümanlar tarafından esir edilmeleri, onlara cizye (vergi) vermeleri veya bulundukları yerden sürülmeleridir. İslâm'ın doğuşundan zamanımıza kadar gayr-i müslimlere yerine göre bu cezalar uygulanmıştır. Fakat son asırda durum Müslümanların aleyhine dönmüştür. Bu da onların kendi hatasıdır. Dinlerinden taviz vermeye başladıkları andan itibaren durum aleyhlerine dönmüştür.

41 ﴿