< style="margin:7pt; text-indent: 33pt; line-height: 19.0pt; " dir="ltr" align="justify"> 27

«Sonra Allah, bunun arasından kimi dilerse onun tevbesîni kabul eder. Allah çok yarlığayıcı çok merhamet edicidir.»

İslâm ordusu Huneyn savaşında düşmanın ani saldırısına uğrayınca, ne yapacağını şaşırmış, kaçmaya başlamıştı. On iki bin kişilik ordudan Peygamber'in yanında sadece 80-100 kişi kalmıştı. Allahü teâlâ o zaman Peygamber'e ve mü’minlere sükûnet verip, üzerlerine beş bin melek göndermişti. Halbuki ordu onları göremiyor, ancak onlar düşman ordusunu dağıtıyorlar, kimisini de öldürüyorlardı. Düşman ordusu neye uğradığını bilmiyordu. Bu, kâfirlerin dünyadaki cezalarıydı, âhiretteki cezaları ise içinde ebedi kalacakları cehennemdir. Allahü teâlâ bunu şöyle beyan ediyor: «Bozgundan sonra Allah, Peygamberine, mü’minlere sükûnet verdi ve görmedikleri ordular indirdi, kâfirleri azaba uğrattı. Kâfirlerin cezası budur. Sonra Allah bunun ardından kimi dilerse, onun tevbesini kabul eder. Allah çok yarlığayıcı, çok merhamet edicidir.»

Bu âyet-i celîle, büyük günah işleyenlerin kâfir olmadığına delâlet eder. Eğer büyük günah işleyenler kâfir olsaydılar, Yüce Allah harbten kaçanlara «Ey mü’minler» diye hitap etmez, «Ey kâfirler- derdi. Allah kimi dilerse, onu doğru yola hidâyet eder.

Muhammed ibn Kâ'b bu olayı şöyle nakleder: «Mâlik ibn Avf, Huneyn'de hezimete uğrayınca, üç bin kişilik ordusu ile savaş alanından kaçar. Yolda giderken arkadaşlarına «Muhammed'in himayesine girip mal sahibi olmak ister misiniz- der. Arkadaşları derhal kabul ederler. Olumlu cevap alan Mâlik, Peygamberimiz (sallallahü aleyhi ve sellem)'e bir elçi göndererek Müslüman olacağını, ancak karşılık olarak kendisine ne vereceğini sordurur. Peygamberimiz, bakıcılarıyla birlikte yüz deve vereceğini bildirir. Bunun üzerine Mâlik, döner, Peygamberimizin yanına gelir, islâm'ı kabul eder. Üç-dört gün Müslümanların içinde kalır, onların birbirlerine karşı sevgi, saygı, itaat ve bağlılıklarını görür ve çok etkilenir, kalbi yumuşar. İslâm'a tam manâsıyla bağlanır. Onun durumundan haberdar olan Peygamberimiz, «Ey Mâlik, seninle yapmış olduğumuz ahde sadık ol» buyurur. Mâlik «Ey Allah'ın Resulü, ücret karşılığı Müslüman mı olunur? Ben Hak dini kabul ettim, karşılık olarak hiçbir şey istemiyorum» der. Malik Müslüman olduktan sonra büyük hizmetlerde bulunur, Şam'ı fetheder ve Allah'ın rahmetine mazhar olur.

Allah, gafurdur, müşriklerin İslâm'dan önceki şirklerini ve günahlarını afveder. Rahimdir, iman edenlerin işledikleri günahları tevbe ile yok eder. Kullarının amellerine göre mükâfat ve mücâzat verir.

27 ﴿