64

«Ey kavmim, işte size bir âyet olmak üzere Allah'ın yarattığa dişi devedir. Artık bırakın onu da Allah'ın arzında otlasın. Ona fenalık edip dokunmayın. Yoksa siz pek yakın bir azaba uğrarsınız.»

Yüce Allah, peygamberliğine delil olmak üzere Salih (aleyhisselâm)'e dişi bir deve vermiş, o da kavmine Buna dokunmayın, Allah'ın arzında otlasın»; demişti.

Peygamberimiz (sallallahü aleyhi ve sellem)'den şöyle rivayet edilmiştir: Salih (aleyhisselâm) kavmine peygamber olarak gönderilmiştir. O, kavmini imana davet etmiş, kavmi onu yalanlamıştır. Kavminin kendisini yalanlamasına çok üzülen Salih (aleyhisselâm), kavminin arasından çıkıp gitmek için Allahü teâlâ'dan müsaade istemiştir. Yüce Allah duasını kabul ederek kavminin arasından gitmesi için ona müsaade etmiştir. Salih (aleyhisselâm) müsaadeyi alınca kavminin arasından çıkar gider ve bir denizin kenarına gelir. Denizde yürüyen birisini görür, ona kim olduğunu sorar. O zat «Ben Allah'ın bir kuluyum, yolculuk yapmak için bir gemiye bindim, içindekilerin benden başkası kâfir idi. Yüce Allah, onların hepsini helak etti, sadece beni kurtardı. Şimdi Rabbime ibadet etmek için memleketime gidiyorum» der. Salih (aleyhisselâm) o zatı dinler, selâm verip yanından ayrılır, yüksek bir dağın üzerine çıkar, orada ibadetle meşgul olan başka bir zat görür, selâm verir, kim olduğunu sorar. O zat selâmı alır, şöyle der: «Burada halkının hepsi kâfir olan bir köy vardı, içlerinde benden başka iman eden yoktu. Allahü teâlâ onların hepsini helak etti, beni kurtardı. Ben de, ölünceye kadar burada ibadet edeceğime dair Allahü teâlâ'ya söz verdim. Yüce Allah burada bir nar ağacı bitirdi, altından da bir pınar çıkardı, ben nardan yerim, sudan içerim ve bütün gün ibadet yaparım.» Salih (aleyhisselâm) o zatı da dinledikten sonra selâm verip yanından ayrılır. Sonra bir köye varır, o köyün halkı da kâfirdir. Yalnız içlerinde iki kardeş Müslümandır. Peygamberimiz bunu söyleyince şöyle buyurmuştur: «Bir şehirde bin kişi olsa, onların hepsi de kafir olsalar, içlerinden yalnız bir tanesi Müslüman olsa, o şehre giren Müslüman onu bulmadıkça gönlü rahat edip, huzura kavuşmaz. Yine bir şehirde bin kişi olsa onların hepsi de Müslüman olsa, içlerinde yalnız bir münafık olsa, oraya giren münafık o münafığı bulur, ancak onunla ünsiyet eder, mü’minlerle ünsiyet edemez. Her fert ancak kendi durumunda olanlarla ünsiyet eder, kendi fikrinde olmayanlarla ünsiyet edemez. Salih (aleyhisselâm), şehre girince iki Müslüman kardeşi bulur, yanlarında birkaç gün kalır, hâl ve hatırlarını sorar. Onlar, kâfirlerin kendilerine çok zulüm ve işkence yaptıklarım, fakat buna sabrederek Allah'a ibadet ettiklerini, hurma yaprağından çanta yapıp sattıklarını, ihtiyaçlarından fazlasını Allah rızası için tasadduk ettiklerini söylerler. Salih (aleyhisselâm), bu iki kardeşi de dinledikten sonra -Allah'a şükürler olsun ki, kafirlerin zulmüne sabreden salih kullarını bana gösterdi» der ve geri döner, tekrar kavminin yanına gelir. Salih (aleyhisselâm) memleketine geldiği gün kavminin bayram günüdür, onlar hep birlikte bayram yerine çıkmışlardı, Salih (aleyhisselâm) dönüşlerini bekler, döndükleri zaman kendilerini tekrar imana davet eder. Onlar Salih (aleyhisselâm)'den peygamber olduğuna dair mucize isterler ve şöyle derler: “Ey Salih, sen eğer peygamber isen, şu kayadan bize bir deve çıkar, görelim, ondan sonra senin peygamber olduğuna inanırız.» Kayadan devenin çıkmayacağını onlar da biliyorlardı. Peygamberi güç durumda bırakmak için en zor şeyi istiyorlardı. Akıllarınca peygamberi güç durumda bırakıp, mahcup edeceklerdi. Allah hiç peygamberini mahcup eder mi? Asla etmez. Bunun üzerine Salih (aleyhisselâm), Rabbine dua ve niyaz eder, Allahü teâlâ da duasını kabul eder, kaya yarılır içinden on aylık yüklü güzel bir deve çıkar. Herkes şaşakalır. Salih (aleyhisselâm) kavmine «Ey kavmim, bu, Allah'ın devesidir. Size alâmet ve ibret olmak için kudretiyle kayadan çıkardı. Sakın ona dokunmayın, kendi haline bırakın Allah'ın arzında otlasın. Eğer ona bir zarar verir veya öldürürseniz pek yakın bir azaba uğrar helak olursunuz» der. Çok geçmeden deve yavrular, yavrusu da yanında otlamaya başlar.

Salih (aleyhisselâm)'in kavminin bulunduğu beldede sadece bir kaynak suyu bulunuyor, hem halk, hem de deve bu sudan içiyordu, fakat bozguncular devenin bu sudan içmesini ve otlaklarda otlanmasını hazmedemiyorlardı.

İbn Abbas (radıyallahü anh) şöyle demiştir: Salih (aleyhisselâm)'in kavmi devenin aynı sudan sulanmasını istemeyince, onlarla bir anlaşma yaparak o sudan bir gün halkın, bir gün de devenin içmesi kararlaştırılmıştır. Halkın sudan istifade ettiği gün deve suya yaklaşmıyor, devenin sulandığı gün de halk suya yaklaşmıyordu. Günler böyle devam edip gidiyordu. Fakat şehirde dokuz tane bozguncu vardı, bunların işi yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaktı. Bunların elebaşıları ise Kazer ibn Salih ve Misdağ ibn Dühre idi. Yine bunlar gibi bozguncu, fakat çok zengin bir de kadın vardı ki, koyunları etrafı sarmıştı. Çevrede devenin otlamasını istemiyordu. Onu öldürmek için çareler arıyordu, bulmuştu, onu öldürenle evleneceğini vaadetmişti. Bunu duyan mezkûr zorbalar, deven)n su yolunu keserler, suya giderken öldürmeyi plânlarlar. Zorbaların elebaşısı Misdağ ok ile deveyi arka ayağından yaralar, Kâzer de kılıç ile diğer ayaklarını keser, yere yuvarlar. Daha sonra devenin başını keserler, etini bütün köye dağıtırlar. Kavmi, Salih (aleyhisselâm)'in nasihatini dinlemeyerek deveyi öldürürler. Salih (aleyhisselâm) kavmine “Eğer bu deveye bir kötülük yapar veya öldürürseniz pek yakın bir azaba uğrarsınız» demişti.

64 ﴿