7

«Yemin olsun ki, Yûsuf ve kardeşlerinin hâdisesinde, soranlar için nice ibretler vardır.»

Kur'ân-ı Azîmüşşân’ın her âyeti insanlar için bir öğüt ve bir ibret levhasıdır. Yûsuf (aleyhisselâm) ile kardeşlerinin hâdisesinde, soranlar için öğüt alınacak nice ibretler vardır. Şeytanın hilesiyle kardeşlerinin ihanetine uğrayan Yûsuf (aleyhisselâm), Allah'a olan teslimiyeti ve sabrı neticesinde nübüvvet tacını giyer, öğüt alacaklar için bunda nice ibretler vardır.

İbn Abbas (radıyallahü anh)a göre bu âyetin nüzul sebebi şudur: Yahudi bilginlerinden birisi bir gün Peygamberimiz (sallallahü aleyhi ve sellem)'in yanına gelir ve Yûsuf sûresini okuduğunu görür. Yahudi bilgini Tevrat'ı çok iyi bildiği için, Yûsuf sûresinin benzerinin Tevrat'ta olduğunu söyler ve Peygamberimize «Bunu sana kim bildirdi?» der. Peygamberimiz «Rabbim bildirdi» cevabını verir. Bunu duyan Yahudi bilgini oradan ayrılır. Yahudilerin yanına gelir ve -Yemin olsun ki, Muhammed, Tevrat'ta olanları Kur'an'da okuyor» der. Bunun üzerine Yahudilerden bir cemaat, Peygamberimiz (sallallahü aleyhi ve sellem)'in yanına gelir, okuduğu âyetleri dinlerler, şaşakalırlar ve «Ey Muhammed, bunları sana kim bildirdi?» derler. Peygamberimiz de cevaben «Allahü teâlâ bildirdi» der. O esnada bu âyet nazil olur ve şöyle buyurulur «Yemin olsun ki, Yûsuf ve kardeşlerinin hâdisesinde, soranlar için nice ibretler vardır.» Bu âyette öğüt ve nasihat alınması gereken ibretler olduğu gibi, Hazret-i Muhammed'in nübüvvetine de delâlet vardır.

Yakub (aleyhisselâm)'un kıssası şöyle başlar: Yakub (aleyhisselâm), bekârlığında dayısının yanında kalır. Dayısının, büyüğü Lebâdi, küçüğü Râhil adında iki kızı vardır. Bunlardan birisi ile evlenmek ister ve konuyu dayısına açar. Dayısı da teklifi kabul eder ve Yakub (aleyhisselâm)dan mehir bedelini ister. Yakub (aleyhisselâm) mehir verecek hiçbir şeyi olmadığını, fakat mehir karşılığı herhangi bir işte çalışabileceğini bildirir. Bunun üzerine dayısı yedi sene hizmetinde bulunmasını ve koyunlarını otlatmasını söyler, Yakup (aleyhisselâm) da dayısının küçük kızı Rahil'i almak şartıyla bu teklifi kabul eder .Yedi yıl dayısına çobanlık yapar, hizmetinde bulunur. Süre bittikten sonra dayısı büyük kızı Lebâdî'yi Yakub (aleyhisselâm)'a nikâhlar. Yakub (aleyhisselâm), dayısına küçük kızı Râhil'i almak için anlaştıklarını söyler. Dayısı büyük kız dururken küçüğünü evlendiremeyeceğini söyler ve «Yedi yıl daha hizmetimde bulunur, çobanlık yaparsan küçük kızım Râhil'i de sana veririm» der.

Yakub (aleyhisselâm) yedi yıl daha dayısının hizmetinde bulunur ve yedi yıl sonra küçük kızı Râhil'i de alır. O zamanlar iki kız kardeşi bir anda nikahlamak caizdi. Bu hüküm Tevrat'ın gelmesiyle yasaklanmıştır. Yani Hazret-i Mûsâ zamanına kadar iki kız kardeşle evlenmek caizdi. Kızlarının hizmetinde bulunmak için dayısı, Yakub (aleyhisselâm)a iki de cariye vermişti. Yakub (aleyhisselâm)'un, dördü birinci hanımından, Yûsuf ile Bünyamin ikinci hanımı Râhil'den, diğer altısı da cariyelerinden olmak üzere on iki çocuğu olmuştur.

Yakub (aleyhisselâm), on iki oğlunun arasında en çok Yûsuf'u sever, gördüğü rüyadan gelecekte peygamber olacağını anlar, rüyasını kardeşlerine söylememesini tembihler. Fakat buna rağmen kardeşlerine rüyasını anlatır. Onlar, Yûsuf'a hased ederler, babaları, Yûsuf'u çok sevdiği için kıskanırlar.

7 ﴿