|
68 «Onlar dediler ki: Bîr şey yapacaksanız, bunu yakın da tanrılarımıza yardım edin.» İbrahim (aleyhisselâm) kavmine, «Allah'ı bırakıp da neden putlara tapıyorsunuz? Her gün tapmakta olduğunuz putların size ne faydası dokundu, sizi hangi zarardan kurtardı? Halbuki hayır da, şer de yerleri ve gökleri yaratan Allah'tandır. İbadete lâyık ancak O'dur. O'ndan başka ibadete lâyık yoktur. Hâlâ aklınızı başınıza alıp size bunca nimetleri veren Allah'a ibadet etmeyecek misiniz? Ellerinizle yaptıklarınıza mı ibadet edip onlardan yardım bekleyeceksiniz? Yazıklar olsun size, siz ne beyinsiz insanlarsınız.» der. Kavminin ileri gelenleri İbrahim (aleyhisselâm)'e cevap veremeyince, kurtuluşu onu aralarından yok etmekte ararlar. Bunun için de Nemrut ve ileri gelenler halka şöyle derler: «Siz eğer bir şey yapmak istiyorsanız, bunu yakın ve aranızdan yok edin. İşte o zaman tanrılarımıza yardım etmiş olursunuz. Bunu yok etmedikçe bizim de, tanrılarımızın da huzuru olmaz. Bu her zaman tanrılarımızı diline dolayıp tenkid edecektir.» Nemrud'un emriyle kavmi, İbrahim (aleyhisselâm)'i yakmak için büyük bir hazırlığa girişirler, herkesi odun biriktirmeye çağırırlar. Hazırlık bir ay kadar sürer. Herkes İbrahim (aleyhisselâm)'i yakmak için odun biriktirmeyi ibadet kabul eder. Hatta hasta olanlar bile, mallarının bir kısmının satılıp odun alınmasını vasiyet ederler. Kadınlar bu iş için yün eğirip satarak biriktirdikleri paralarla odun almayı amaçlarlar. Nihayet bir aylık hazırlıktan sonra biriktirilen odun yığını her tarafından tutuşturulur, yedi gün yanan ateş göklere yükselir, etrafına kimseler yaklaşamaz. Yedi gün sonra Hazret-i İbrahim'i hapsettikleri yerden alırlar, yüksek bir yerden ateşe atmak isterler, ateşe yaklaşamadıkları için nasıl atacaklarını bilemezler. Tam o sırada şeytan aleyhillâne gelir, onlara mancınıkla atılmasını önerir. Bunun üzerine hemen bir mancınık yaparlar üzerine Hazret-i İbrahim'i koyarlar. O anda göklerdeki ve yerdeki bütün canlılar niyaz edip «Ey Rabbimiz, yeryüzünde senin Halilin olan İbrahim, Nemrut tarafından ateşe atılmaktadır. Gerçek şu ki, yeryüzünde ondan' başka sana ibadet eden yoktur. Bize izin ver de ona yardım edelim.» Yüce Allah onlara şöyle buyurur: «O, benim halilimdir, ondan başka halilim yoktur. Ben, onun halikıyım, hâlini biliyorum, her şeyi yoktan var eden, muhafaza eden, besleyen, terbiye eden benim. Onu bana bırakın.» Sonra Hazret-i İbrahim'e su hazinelerinin müvekkili olan melek gelir ve «Ey İbrahim, dilersen suları salıverip bu ateşi söndüreyim»' der. Bütün samimiyetiyle Rabbine teslim olan Hazret-i İbrahim «size ihtiyacım yok, Rabbim bana yeter.-O, benim niçin ateşe atıldığımı biliyor» cevabını verir. Sonra rüzgârların müvekkili olan melek gelir ve «Ey İbrahim, eğer dilersen rüzgâra emredeyim de bu ateşin her zerresini bir yere savursun» der. Allah dostu ona da aynı sözleri söyler. Hazret-i İbrahim için ateşe atılmak bayrama gitmek kadar zevkliydi. Çünkü o ateşe Rabbi için atılıyordu. Bu bakımdan en küçük bir endişesi bile yoktu. Rabbine çoktan teslim olmuştu, arada başka vasıta istemiyordu. Allah'ın düşmanları onu yüksek bir yerden mancınıkla attıkları zaman havada uçarken Cebrail gelir «ya İbrahim, benden bir arzun var mı, dile, yerine getireyim» der. İbrahim (aleyhisselâm) hiç tereddüt etmeden «hayır, senden bir isteğim yok» der. Bu defa Cebrail «ne dilersen Rabbinden dile» der. Allah'ın halili olan İbrahim (aleyhisselâm), Rabbine teslimiyetini bir defa daha izhar ederek «O, benim hâlimi biliyor, her şey O'na malûmdur» der. O anda semalara yükselen ateşin içine düşer, fakat göğe yükselen ateş bir gül bahçesine döner, alevi yok olur, harareti söner, ateşin bulunduğu yerde güller biter, manzarayı görenler şaşırır. Bâtıl, Hakk'ın karşısında bir defa daha mağlûp olur. |
﴾ 68 ﴿