70

«Ona bir tuzak kurmak istediler. Ama biz kendilerini daha ziyade hüsrana uğrattık.»

İbrahim (aleyhisselâm) kavmine gerçekleri anlatıp Allah'tan başkasına tapmamalarını söyleyince, çok kızarlar ve İbrahim (aleyhisselâm)'i aralarında görmek istemezler, ondan kurtulmak için yakmaya karar verirler. Yaktıkları büyük bir ateşin içine atarlar. O zaman İbrahim (aleyhisselâm) on altı yaşlarındadır. Yüce Halik ateşe şöyle nida eder: «Ey ateş, ibrahim'e karşı serin ve selâmetli ol. Ona bir tuzak kurmak istediler. Ama biz kendilerini daha ziyade hüsrana uğrattık.» Bütün haşmetiyle etrafa dehşet saçıp semalara yükselen ateş, İbrahim (aleyhisselâm)'in içine atılmasıyla bir anda gül bahçesine döner. Allah dostunu yakmaz. Çünkü sahibi ona «ey ateş, İbrahim'e karşı serin ve selâmetli ol» emrini vermiştir. Allah'ın düşmanlarının kurmuş oldukları tuzak böylece boşa çıkar. Allah daima inananlarla beraberdir.

İbn Abbas (radıyallahü anh)'in rivayetine göre şayet Allahü teâlâ «ey ateş, İbrahim'e karşı serin ve selâmetli ol» demeseydi, İbrahim (aleyhisselâm) orada soğuktan helak olurdu. İbn Kâ'b (radıyallahü anh) da, ateş Hazret-i İbrahim'in elinde ve ayağındaki bağlardan başkasını yakmamıştır demiştir. İmam-ı Süddi (radıyallahü anh)'nin rivayetine göre: Melekler Hazret-i İbrahim'in pazılarından tutup yere oturturlar. Hemen olduğu yerden tatlı bir su çıkar, aktığı yerde gül ve çeşitli çiçekler oluşur. İbrahim (aleyhisselâm) orda yedi gün kalır, Allahü teâlâ, Cebrail'i gönderip cennetten bir gömlek ve bir de yaygı aldırır. Cebrail onları Hazret-i İbrahim'e getirir, göm-Leği giydirir, yaygıyı da altına serer. İnsan kılığına girip ona arkadaşlık yapar. Nemrud sarayından Hazret-i İbrahim'i ve yanındaki misafiri görür. Olup bitenler karşısında hayrete düşer, ne yapacağını şaşırır. Cebrail «ya İbrahim, Rabbinin 'ateş bizim dostumuza zarar vermez' buyurduğunu bilmiyor musun?» der. Hazret-i İbrahim de «hayatımda burada geçen günlerim kadar tatlı ve güzel bir günüm geçmedi» der. Hâlik-ı Zûlcelâl dostlarına nârı nûr yapıyor. Bu bakımdan ibrahim (aleyhisselâm) 'in en güzel günleri orada geçirdiği günlerdir.

Nemrud, Hazret-i İbrahim'in etrafı ateşle çevrili bir gül bahçesi içinde meleklerle oturduğunu görünce aralarında şu konuşma geçer: Nemrud: «Ya İbrahim, senin ne büyük ma'budun varmış ki, kudreti seninle ateş arasına perde çekip yaktırmadı. Şimdi bu ateşin içinden çıkmaya gücün yeter mi?». İbrahim (aleyhisselâm), hiç tereddütsüz «evet, çıkarım» der. Nemrud «bu ateşe atılmaktan ve seni yakıp yok edeceğinden hiç korkmadm mı?» diye sorar. Hazret-i İbrahim «hayır, hiç korkmadım, beni yakacağını aklıma bile getirmedim.» cevabını verir. Nemrud «öyleyse olduğun yerden çık da gel.» der. İbrahim (aleyhisselâm), hemen olduğu yerden kalkar, ateşe doğru yürür, ateş açılır, sağ salim çıkar. Bunu gören Nemrud hayretler içinde kalır ve «ya İbrahim, yanındaki kimdi?» der. Hazret-i İbrahim «Cebrail'di, bana arkadaşlık yapmak için gelmişti.» der. Nemrud «ya İbrahim, senin Rabbinden kudretlisini görmedim. Sana bu kerametleri verdiğinden dolayı O'na dört bin tane sığır kurban edeceğim. Sen O'ndan başkasına tapmadın, bizim putlarımızı ve tanrılarımızı tenkid ettin, bunun için seni ateşe attık.» Hazret-i İbrahim «sen benim dinime dönmedikçe Rabbim senin kestiğin kurbanları asla kabul etmez. Çünkü küfür içinde olanların yapmış oldukları amellerin hiçbiri O'nun katında makbul değildir.» cevabını verir. Nemrud «işte ona gücüm yetmez, senin dinine girip mülkümü terk edemem. Fakat adadığım kurbanları keserim.» der. Nemrud, Hazret-i İbrahim'in mucizelerini gördükten sonra, ona dokunmaz ve adadığı kurbanları keser. Fakat tanrılık iddiasında bulunmaya devam eder, küfrünü daha da artırır. İbrahim (aleyhisselâm)'in davetini kabul etmez. Yüce Halik, Nemrud ve kavminden iman etmeyenlerin üzerine sivrisinek ordusunu gönderir.

Sivrisinekler onların kanlarını emerler, etlerini yerler, bu yüzden birçoğu helak olur. Sivrisineklerle bir türlü başa çıkamazlar. Bir tanesi de Nemrud'un burnundan girip beynine ulaşır, beynini yemeye başlar. Beynindeki sineği çıkarmak için her türlü çareye baş vurur, bir türlü başarılı olamaz. O günün doktorlarını toplar, başındaki sineğin çıkarılmasını ister. Onların da bütün gayretleri boşa çıkar, sonunda her gün başına on tane sopa vurulmasına karar verirler. Karar tatbik edilir, fakat yine netice alınmaz. Sopanın sayısını artırırlar, her gün yirmi sopa vurulur, yine olmaz, sayı otuza çıkar. Tanrılık iddiasında bulunan kâfirin kafasına her gün otuz tane sopa vurulur. Bir sivrisinekle başa çıkamayan Nemrud, her şeyden vazgeçer. «Beni kurtarın» diye feryad eder, kafasını yerden yere çalar. Heyhat her şey boş, nihayet kafasına vurulan şiddetli bir sopa ile kafatası parçalanır. Böylece yıllarca tanrılık iddiasında bulunan kâfirin işini bir sivrisinek bitirir. İşte küfrün sonu böyledir. Münkirler mutlaka cezalarını göreceklerdir. Bunda çok ince düşünülmesi gereken büyük ibretler vardır.

70 ﴿