|
77 «Âyetlerimizi yalanlayan kavme karşı ona yardım ettik. Doğrusu onlar fena bir kavimdi. Ve hepsini suda boğduk.» Nûh (aleyhisselâm), İbrahim (aleyhisselâm) ile Lût (aleyhisselâm)'dan öncedir. İnsanoğlunun ikinci babasıdır. Onun zamanında yeryüzü suya gark olmuş, o zaman sadece kendisine iman eden 78 kişi kurtulmuştur. Allahü teâlâ, Nûh (aleyhisselâm)'u kavmine peygamber olarak göndermiştir. Her peygamberin görevi gönderildiği toplumu imana davet etmek, kötülüklerden sakmdırmaktır. Nûh (aleyhisselâm) da aynı mukaddes vazifeyi yapmıştır. Onlar bu daveti kabul etmeyerek peygamberlerine karşı zalimane hareketlerde bulunmuşlardır. Nûh (aleyhisselâm) kavminin iman edip küfür ve kötülüklerden vazgeçmeleri için her çareye baş vurmuş, fakat onlar küfür ve zulümlerini daha da artırmışlardır. Yıllarca, kavmiyle iman etmeleri için mücadele etmiştir. Sonunda kavminin imanından ümit kesince lâyık oldukları cezayı görmeleri için Rabbine dua ve niyazda bulunur. Rabbi de niyazını kabul eder, büyük bir tufan olur, iman etmeyenlerin hepsi o tufanda boğularak cezalarını görürler. Peygamberler kolay kolay kavimlerine beddua etmezler, ancak onların imanından ümit kestikten sonra beddua ederler. Çünkü onların helak olması yaşamalarından daha hayırlıdır. Allahü teâlâ her peygamberin ümmetini ayrı ayrı cezalandırmıştır. Zira onların yapmış oldukları fiiller de ayrıdır. Kimini suda boğmuştur, kimini yere batırmıştır, kiminin üzerine gökten taş yağmıştır, kimi denizde boğulmuştur. Hasılı her kavim, lâyık olduğa cezayı görmüştür. Yüce Allah bunu şöyle beyan ediyor: «Âyetlerimizi yalanlayan kavme karşı ona yardım ettik. Doğrusu onlar fena bir kavimdi. Ve hepsini suda boğduk.» Geçmiş peygamberlerin ümmetlerinin başına gelen musibetlerin, felâketlerin Kur'ân-ı Kerîm'de nakledilmesinin sebep ve hikmeti Hazret-i Peygamber'in ümmetinin bunlardan ibret alarak, onların düştüğü hataya düşmemesi içindir. Akl-ı selim sahiplerinin bütün bunlardan ibret alıp Allah ve Resulüne itaat etmesi gerekmez mi? İşte iman etmeyenlerin akıbeti böyle felâketlere maruz kalmaktan ibarettir. İman edenler mükâfatını, etmeyenler de cezasını mutlaka görecektir. Bundan sonra gelen âyetlerde Dâvud (aleyhisselâm) ile Süleyman (aleyhisselâm)'ın kıssaları nakledilmiştir. |
﴾ 77 ﴿